Merhaba Sayin Ziyaretçi

Giris

Merhaba Ziyaretçi!

Lütfen Giris Yapin veya Kayit Olup Ailemize Katilin. Mevzu Forum ! Sizin Mevzunuz !

Şubat 11, 2012, 13:02:35

 Merhaba, Ziyaretçi Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.

Gönderen Konu: İstiklâl Marşı'nın Kabulü ve M.Akif ERSOY'u Anma Günü (12 Mart)  (Okunma sayısı 6041 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Katılım
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı
Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

                     
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!


     O büyük üstadı tarif edecek hiçbi cümle yok eminim.. Onun sayesinde onun verdiği ışık sayesinde aydınlandı karanlıklar. Ümidin kesildiği anlarda onun cümleleri sardı Vatanımı .. Kurşunsuz silaha kurşun,yorulmuş bedene Can gibi.. imanla,ümitle geldik bu günlere. Bizim için kendi canlarını verdiler bir saniye bile düşünmeden. Ne yiyecek ekmekleri vardı nede yarınlarda gözü. Tek isteği Özgürlüktü. Bugün yaşıyorsak rehaf içinde dön bi bak ardına neleri çekmiş tarih ciğerlerine. Ey TÜRK Uyan Artık!!

             Mevlam bir daha Vatanıma  bir Istiklal marsi daha yazdırmaya mecbur etmesin!

                        Onun izinde olmak dileğiyle..

                                                         Atamın dediği gibi:Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!



                                                             Özlem
      *  *  *  *  *  *  *  *  *  *  *  *  *  *

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin


İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis’teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey’in yardımını istedi.

 

Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

 

‘‘Akif Bey’in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım.

- Ne yazıyorsun?

- Marş…İstiklal Marşı yazıyorum.

- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?

- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.

- Ya, o halde yazalım.

İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif’in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı’nın TBBB’ye getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis’in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal’in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis’e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis’in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı
 

  • Okunma sayısı 6041 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « : Mart 12, 2009, 11:37:25 »
  • « Son Düzenleme: Mart 12, 2009, 12:13:55 Gönderen: LaDy »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...
  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Katılım
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı
Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin


MEHMET ÂKİF ERSOY’UN HAYATI



1. Doğumu ve Ailesi

Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un Fatih ilçesinin Sarıgüzel semtinde doğmuştur.

Mehmet Âkif’in babası Mehmet Tâhir Efendi (doğ.1826/öl.1888) ve annesi Emine Şerife Hanım’dır (doğ.1836/öl.1926).

Âkif’in Nuriye adında bir de kız kardeşi olmuştur.

2. Öğrenimi

Mehmet Âkif, sırasıyla; mahalle mektebi (yuva), ibtidâî (ilkokul), rüşdiye (orta okul) ve mülkiye idâdîsi (lise), Baytar Mektebi’ne (Veterinerlik Fakültesi) devam etti. 1893’te Baytar Mektebi’nin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı. Akif; Arapça, Farsça ve Fransızca’yı, edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenmiştir.

Mehmet Âkif, aynı zamanda çeşitli sporlarla ilgilenmiş; güreş, gülle atma; ata binme ve yüzme sporlarında oldukça başarılı olmuştur.

3. Memuriyeti ve Diğer Yaptığı İşler

Öğrenimini tamamladıktan sonra, Ziraat Vekâleti Baytarlık Şubesinde göreve başladı. İlk dört sene Rumeli, Anadolu ve Arap bölgelerinde dolaşarak baytarlık yaptı. Yirmi yıllık bir memuriyetten sonra istifa etti.

Öğretmenlik hayatına 1906’da Halkalı Baytar Mektebi’ne “kitâbet-i resmiye” (resmî yazışma usûlü) dersi muallimliği ile başladı. 1908’den sonra ise Edebiyat Fakültesi ile Dârü’l-Hilâfe Medresesi’nde “Osmanlı Edebiyatı” müderrisliğinde bulundu.

Mütareke devrinde, “Darü’l-Hikmetü’l İslâmiyye”de üye ve başkâtip (genel sekreter) olarak çalıştı (Ağustos 1918 – Nisan 1920) ve bu kuruluşun yayın organı olan “Cerîde-i İlmiyye”yi idare etti. Birinci Millet Meclisi’nde Burdur milletvekili olarak görev aldı. Mısır’da Kahire Üniversitesi’nde Türkçe Hocalığı yaptı (1929-1936).

Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ertesi günü, 24 Nisan 1920’de Ankara’ya gitmiş, yaptığı çeşitli konuşmalarla Millî Mücâdeleye destekMehmet Âkif’in Burdur’dan mebus seçilmesine, Mustafa Kemal Paşa’nın Âkif Bey’i istemesi sebep olmuştur. Ankara’ya 24 Nisan’da gelmiş olan Âkif  vermiştir. Ardından Eskişehir, Konya, Kastamonu, Burdur, Sandıklı, Dinar, Afyon, Antalya ve çevrelerini dolaşmış, halkı ciddi olarak bilgilendirmiş, böylece milli şuurun artmasını ve mücadeleye katılmalarını sağlamıştır.

Bey’in seçilmesi, Paşa’nın 29 Nisan 1920 tarihli bir telgrafı ile Burdur’un bağlı bulunduğu Konya vilâyetinin vali vekili ve kolordu kumandanı olan Albay Fahreddin (Altay) Bey’e bildirilmiştir. Burada yapılan seçim sonucunda en fazla oyu Âkif Bey almıştır.

Bu sırada Sebîlü’r-reşad’ın üç sayısı da Kastamonu’da yayınlanmış ve kendisinin çok önemli olan konuşmalarının bulunduğu bu dergi sayıları, binlerce nüsha bastırılarak Anadolu’ya ve cephelere dağıtılmış; camilerde, derneklerde ve askerî birliklerde okutulmuştur. Mehmet Âkif’in bu konuşmaları, İstiklal Savaşı’mızın niçin, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığını, ilk defa ve içinde yaşayarak anlatan en önemli ve çok kıymetli, tarihî belgelerdir.

İstiklâl Savaşı kazanıldıktan sonra İstanbul’a dönen Mehmet Âkif, 1923 ve 1924 yıllarının kış aylarını Kahire’de geçirdikten sonra, Türkiye’deki siyasî gelişmeler yüzünden, 1925 yılı sonundan itibaren temelli olarak Mısır’a gitmiş, 17 Haziran 1936 tarihine kadar, on buçuk sene orada kalmıştır.

5. Evliliği


Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanım’la evlenen Mehmet Âkif’in üç kızı (Cemile, Feride, Suad) ve iki oğlu (Emin, Tahir) olmuştur.

6.  Hastalığı, Ölümü ve Mezarı

Âkif Bey, son üç yılında Kahire Üniversitesi’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Ancak Mısır’da “siroz” hastalığına tutulmuş ve durumu ağırlaşınca, 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür.

İstanbul’da tedavi olmuşsa da iyileşememiş ve  27 Aralık 1936 tarihinde saat 19.45’te Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat etmiştir.

Kabri,  Edirnekapısı’ndaki “Şehitlik”te “Mehmet Âkif Ersoy Meydanı”ndadır.

 

I- ŞİİRLERİ

SAFAHAT DIŞINDA KALMIŞ ŞİİRLER

Mehmet Âkif Bey, Halkalı Baytar Mektebi’nin son sınıflarında bulunduğu sıralarda (1891-1893), şiirlerini zamanın dergilerine göndermeye başlamıştı. 1908 sonrasında, yazdıklarını devamlı olarak yayınlamaya başlamadan önceki yıllarda da, önemli bir şair olarak tanınmış ve kabul edilmişti. Gerek dostlarına gönderdiği manzum mektuplar ve gerek diğer manzumeleri, şiir meraklıları tarafından yazılarak elden ele yayılıyordu.

Mehmet Âkif, 1908’den önce yazdığı şiirlerinden birkaçını, 1908’den sonra neşretmekle beraber, beğenmediklerinin hepsini ortadan kaldırmıştır. Kendisinin, ikinci bir Safahat hacminde olduğunu söylediği eski şiirlerinden, sadece 1900 yılından önce yayınlanmış olanlarla, ele geçen mektuplarında bulunanlar ve meraklıların defterlerinde kalanlar kurtulmuşlardır.

SAFAHAT

“Safahat”, Mehmet Âkif Ersoy’un şiirlerini topladığı yedi kitaplık şiir külliyâtının adıdır. İçinde 11.240 mısra tutan 108 şiir bulunmaktadır.

Birinci kitap, yalnız “Safahat” adını taşır. Bundan başlayarak sıra numarası almış bulunan öteki kitapların ayrıca isimleri vardır. Müstakil ciltler hâlinde ve farklı zamanlarda birkaç baskı yapmış olan kitaplar, latin harfli baskılarından önce bir arada, tek cilt içinde yayınlanmamıştır. Yedi kitabın ilk altısının bütün baskıları İstanbul’da, yedinci kitabınki ise Kahire’de yapılmıştır.

Safahat’ı oluşturan yedi kitabın mısra sayıları ile eski harflerle yapılmış baskılarının tarihleri  ve içerikleri şöyledir:

Safahat
44 şiir, 3084 mısra. (Üç baskı:1911, 1918, 1928.)
1908-1910 yılları arasında Sırât-ı Mustakim’de çıkmış şiirlerden dördü dışında hepsi bu eserde yer aldı.  Toplumumuzun sosyal ve siyasi sarsıntılarını, bu sarsıntılar karşısında insanımızın tavrını, çöküntü sebeplerini, günün olayları ile birlikte ele alınmış, son derece mükemmel bir şiir yapısı içinde işlenmiş buluruz. Bu eser bizim hayatımız ve cemiyetimizin ortaya konulduğu bir laboratuar çalışması devresini belgeler. Küfe, Mahalle Kahvesi, Meyhane, Kocakarı ile Ömer, Hasta, Seyfi Baba bu kitapta yer alır.


Süleymâniye Kürsüsünde
Bir şiir, 1002 mısra. (Dört baskı:1912, 1914, 1918, 1928)
Eser, İslam dünyasını dolaşmış bir vaizin, şahsi dostu, Abdürreşid İbrahim Efendi’nin ağzı ile yazıldı. Âkif, bu eserinde, sadece ülkemizin değil, bütün İslam dünyasının durumunu dile getirmiştir. Rusya Müslümanları üzerinde şiddet olduğuna işaret ederek, Türkistan’da Taşkent, Buhara, Semerkant’ın cehaletin kol gezdiği yerler haline geldiğini belirtti. Çin ve Mançurya Müslümanlarının da aynı durumda bulunduğunu ifade etmiş,  eserinin sonunda da İslâmî bir inkılâbın mutlaka gerçekleşmesi üzerinde ısrarla durmuştur. Bu kitapta yer alan fikirler, onun düşündüğü cemiyetin heye­canlı bir beyannamesi görünümündedir.


Hakkın Sesleri
10 şiir, 482 mısra. (Üç baskı:1913, 1918, 1928)
Sekiz ayet ve bir hadisin açıklaması ile milletin düştüğü felaketlerden kurtulma yollarını göstermeye çalıştı. Ayetlerden ve bir hadisten hareket eden Âkif, tembelliğe, hissizliğe, yeise, akılsızlıklara, cehalete ve milletin içine serpilen ayrılık tohumlarına saldırmış, milleti uyandırmaya çalışmıştır.


Fâtih Kürsüsünde
Bir şiir, 1692 mısra. (Dört baskı:1914 (iki baskı), 1918, 1924)
Vaaz şeklinde tek bir şiir olup Hakk’ın Sesleri’ndeki aynı konuları dile getirmektedir.


Hâtıralar
10 şiir, 1314 mısra. (Üç baskı:1917, 1918, 1928)
I. Dünya Savaşı sırasında Âkif’in yaptığı seyahatlerdeki gözlemleri anlatılmaktadır.


Âsım
Bir şiir, 2292 mısra. (İki baskı:1924, 1928)
Ateşli bir müridin sükûnet bulmuş, durulmuş, yeni istikametler gösterecek olgunluğa ulaşmış halini dile getirmektedir. Karşılıklı konuşma şeklinde yazılmış tek bir manzum hikâyedir. Çile döneminden çıkılmıştır. Âsım’ın nesli, toplumu karanlığından, aydınları yanılgılarından sıyırıp, İslâm toplumunu inançla yükseltecektir.


Gölgeler
41 şiir, 1374 mısra. (Bir baskı:1933)
İstiklal Savaşı yıllarında ümit ve iman aşılayan şiirleri ile Mısır’da yazdıklarını bir araya getiren eserdir. Daha önceki eserlerde görülmeyen bir lirizmle karşılarız.
Safahat, 1943 yılından itibaren, yeni harflerle de basılmaya başlanmıştır. Şimdiye kadar yüz defadan fazla ve beş yüz bin adet kadar basılmış olan “Safahat”, yurdumuzda en fazla alınan ve okunan, şiir ve fikir kitabıdır.

Safahat
“Safhalar, devreler, dönemler” ve “görünüşler, manzaralar” demektir. (“Kötülük, rezillik…” demek olan “sefahet” kelimesiyle karıştırmamalıdır.) Safahat’ı teşkil eden manzumelerin tamamı “aruz” vezni ile yazılmıştır. Şiirlerin uzunluğu bir kıt’adan, 2292 mısra’a kadar değişmektedir.

Mehmet Âkif, “İstiklâl Marşı”nı “milletin malıdır” diyerek Safahat’a almamıştır. “Çanakkale Şehitleri” adıyla meşhur olan şiir ise “Âsım” kitabında bulunmaktadır.

2.NESİR YAZILARI

TEFSİRLER
Mehmet Âkif’in tefsir yazılarının hepsi elli yedi tanedir. Bunların on sekizi manzum olarak yazılmış olup, Safahat’a alınmışlardır. Elli üç tanesi, âyet; dört tanesi, hadis üzerine yazılmıştır. Çoğunun uzunluğu bir sayfadan azdır.

Âkif Bey, memleketin ve halkın o günkü meselelerine hitap eden bir veya birkaç âyet veya hadîsi konu alarak, okuyuculara onlarla yol göstermeye çalışmıştır. Bu yazılar, tefsir ilmi bakımından değil, zamanın meselelerine bakış açısından önemlidir.


VA‘ZLAR
Mehmet Âkif Ersoy’un bir tanesi kitap içinde yayınlanmış, diğerleri konuşma sırasında Eşref Edib tarafından tespit edilmiş olan, dokuz konuşması, va‘zı (mev’izası) vardır.

Bunlardan birincisi, bir kulüpte konuşma şeklinde yapıldıktan sonra, “Mevâ‘ız-ı Dîniye” (Dinî Öğütler) kitabında yayınlanmıştır. Kalan sekiz va‘zın üçü Balkan Savaşı içinde İstanbul’un üç büyük camiinde (Beyazıt, Fâtih, Süleymâniye); birisi Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde; üçü ise Kastamonu’da Nasrullah Camii’nde ve şehrin kazalarında ve
MAKALELER
Çeşitli cemiyet, edebiyat ve fikir meseleleri üzerine, makale, sohbet ve hatıra şeklinde kaleme alınmış elli yazıdan ibarettir. Bunların on yedisi “Hasbihâl”, on biri “Edebiyat Bahisleri”, dördü“Eski Hâtıralar”,ikisi “Letâif-i Arabdan” genel başlıkları altında –bazan ikinci bir başlık daha taşıyarak– yayınlanmışlardır. On beşinin ise ayrı başlıkları vardır. Çok samimî bir dille kaleme alınan bu yazılarda Mehmet Âkif’in düşünceleri, bilgisi, kültürü ve irfanı görülmektedir.


TERCÜMELER
1908’den sonra, Mehmet Âkif, hepsinin de dergide yayınlattığı ve 268 tefrika devam etmiş olan 55 ayrı tercüme yapmıştır. Bunların birkaçında “Sa’di” takma adını kullanmıştır.
Tercümeler, beşi Arapça ve biri Fransızca yazmış olan altı yazardan yapılmıştır. Tercümelerin yazar ve tefrika sayısı bakımından dağılışı şöyledir:

Ferid Vecdi: 7 tercüme, 73 tefrika.

M. Abduh: 31 tercüme, 48 tefrika.

A. Refik: Bir tercüme, 3 tefrika.

Şeyh Şiblî: Bir tercüme, 10 tefrika.

A. Câviş: 13 tercüme, 122 tefrika.

Said Halim Paşa (Fransızca): 2 tercüme, 12 tefrika.
Kitap olarak basılmış tercümeleri şunlardır
       1. “Müslüman Kadını”, Ferid Vecdi.
       2. “Hanoto’nun Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh’un İslâm’ı Müdâfa’ası”
       3. “İslâmlaşmak”, Said Halim Paşa.
       4. “Anglikan Kilisesine Cevap”, Abdülaziz Câviş.
       5. “İçkinin Hayât-ı Beşerde Açtığı Rahneler”, Abdülaziz Câviş.

MEKTUPLAR
Elli kadar mektubu ve bazı mektup parçaları yayınlanmıştır. Dağınık hâlde, bazı kimselerin elinde, birkaç yüz mektubunun bulunduğunu tahmin edilmektedir. Bunların toplanarak yayınlanması, şairimizin düşünceleri, hayatı ve yakın tarihimiz bakımından çok faydalı olacaktır.

MEHMET AKİF VE EĞİTİME BAKIŞ AÇISI…

Eğitim, çocuğa hürriyet vererek, yeni nesillerde fazilet, fedakârlık, düzen disiplin, kendine ve milletimizin geleceğine güven duygularını geliştirmelidir.

Türk eğitim tarihi bize, duraklama ve gerileme döneminin eğitim değerleri ve çocuk yetiştirme uygulamaları arasında korku, umutsuzluk ve karamsarlığın çok önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.

Bu konular ilk kez, ciddî biçimde II. Meşrutiyet döneminde (1908-1918) bazı düşünürlerimizce ele alınmıştır. Bunlar arasında eğitimci Satı Bey ve Mehmet Akif gösterilebilir.

Mehmet Akif, 1912-1913 Balkan Savaşı yenilgisi ve felâketleri sırasında, bu duruma yol açan “hatalarımızı” araştırmıştır. Ona göre, Devletimizin çökmeye yüz tutmasının nedeni, beşikte kulağa fısıldanan, öğretmenler, müderrisler, hocalar, vaizler, yazar ve şairler, devlet adamları tarafından işlenen ve ne yazık ki kabullenilen bir hayat ve eğitim felsefesidir. Bu, dayakla terbiye vermeyi amaçlayan, korkak, ürkek, hareketsiz, kendine ve milletine güven duymayan, milletin geleceğine karamsar bir gözle bakan nesiller yetiştiren bir dünya felsefesidir. En büyük “hatamız” budur.

Atatürk de bu anlayışa karşı çıkmış ve yeni nesillerin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini açıklamıştır.

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

MEHMET AKİF VE KURAN ÇEVİRİSİ

Kur'an'ın Türkçe çevirisini yaptırıp yaymak ve bunu toplumun gündelik dinsel yaşamına sokmak, Atatürk'ün ve Cumhuriyet yönetiminin çok önem verdikleri bir işti. Bu çabaları Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak izleyebiliyoruz. Örneğin, Cevdet Paşa'nın Osmanlı döneminde yaptığı bir Kur'an çevirisi Cumhuriyet döneminde 1927 yılında Tercümeli Kur'an'ı Kerim adıyla yeniden yayımlanmıştır. Mehmet Akif Ersoy da, Osmanlı döneminde kendisinin Tercüme adını verdiği çeviriler yapıyordu. Ersoy, Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk'ün yoldaşıydı ve camilerde Müslümanlara yönelik konuşmalarına Kur'an'dan şu ya da bu ayetin kendi yaptığı çevirisiyle başlıyordu. Demek ki, Ersoy'un Kur'an ayetlerini tercüme adını vererek çevirmesi Osmanlı döneminde başlamış, Kurtuluş Savaşı günlerinde sürmüş bir çabadır. Akif in Mısır'a gitmeden önce yaptığı bu çeviriler elimizdedir, yayımlanmıştır. öyleyse Akif'in Kur'an'ın çevrilmesine karşı olduğu söylenemez. Gericilerin Akif'i Kur'an'ın çevrilmesine karşı imiş gibi göstermeleri dayanaksız bir çabadır ve bu belgelerle çürümektedir. Akif, Müslümanları çok acıtıcı dille eleştirmiş bir aydındır

Akif, "Biz dini bu hale getirdik, din de bizi bu hale getirdi; islam dini bir miskinlik dini oldu" demektedir ki, Atatürk de böyle düşünüyordu. Mehmet Akif'in Atatürk'le arasında salt Kur'an çevirisi yüzünden bir çatışma olduğu savı, çok iyi sorgulanmalıdır. Çünkü, 1935 yılında, yani Atatürk sağken, Elmalılı Haindi Yazır'ın Hak Dini Kur'an Dili adlı yorum (tefsir) çalışması Diyanet işleri Başkanlığınca yayımlanmaya başlanmış ve bu çalışmasının daha birinci cildinin ilk sayfalarında Yazır:

 "Kur'an'ı Türkçe’ye çeviririm diyenler yalan söylemiş olurlar, Kur'an  Türkçe’ye çevrilemez" demiştir. Bu sözler 1935 yılında, Atatürk'ün   sağlığında, hem de Diyanet İşlerince basılan bir kitapta yer alabiliyor ve Atatürk  ile "Kur 'an 'ı Türkçe’ye çeviririm diyenler yalan söylüyor" diyen Elmalılı Hamdi Yazır arasında bu yüzden bir çatışma çıkmıyor ise -ki, Yazır'ın bu çalışmasının basımı 1938 'e dek sürmüştür!- bu durumda Akif ile Atatürk arasında salt Kur'an çevirisi yüzünden bir uyuşmazlık çıkmış olmasını düşünmek güçtür. Eğer Atatürk, "Kur 'an Türkçe’ye çevrilmez, bunu ben yapamam " diyen biriyle çatışacak olsaydı, önce Elmalılı Hamdi Yazır'ı görevinden atardı. Eğer çeviri yüzünden bir çatışma çıkmışsa, bunun Atatürk ile Mehmet Akif arasında olmaktan çok, Elmalılı Hamdi Yazır ile Mehmet Akif arasında geçmiş olması daha usa uygundur


Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

MEHMET AKİF VE MÜSLÜMANLAR

Ülkemizdeki tüm din öbeklerinin dine bağlılığını onayladıkları Müslüman bir düşünür olan Mehmet Akif, şunları söylüyor:

Biz Müslümanlar, ben öyle görüyorum, Allah ile pek laubaliyiz! Zannediyoruz ki, Çenab-ı Hak oturduğumuz yerden isteyivermekle hatırımız için ilahi kanunlarını değiştirir. Zavallı bizler. Safta emeksizce yaşamak, çalışmaksızın amacına erişmek hakkını, böyle bir ümidi kim veriyor? Müslümanlık galiba. Belki. Öyle ya, müslüman|ar Allah'ın sevgili kullarıdır. Hani Müslümanlık bir kardeşlik husule getirecekti?  Bugün Müslümanlar kadar müteferrik (dağınık], müteşeddit (katılaşmış) bir millet var mı? Diğer tarafta Müslümanlık cehalet,Müslümanlar ise sefalet  içinde mahvolup gidiyor... Müslümanlık bu dünya için bir hayat-ı tayyibe (temiz ve yüksek bir yaşam düzeyi) va'd ediyordu. Neye yermedi? İşte hep bizim cehaletimiz yüzünden. Müslümanların hepsi cahil; Arabi cahil, Türkü cahil, Kürdü; cahil, Arnavutu cahil, hepsi. Hepimiz kışkırtmaya kapılıyoruz. Hani, müminler idi? O halde nedir Müslümanların bu hali? 35$ milyon mu, 400 milyon mu, cihanda bu kadar Müslüman var; şarkta var, garpta var, şimalde var, cenupta var;  hepsi hirman içinde yaşıyorlar. Siz diyoruz ki; "Müslümanız o halde Allah bize üstünlük, başarı vermelidir". Demek sen Müslümanlığınla Allah'ı minnet altında bırakmak istiyorsun. Ne kadar cüret. Ne kadar hamakat (ahmaklık). Doğrusu, dünya dünya olalı, gafletin cehaletin,körlüğün, sağırlığın bu mertebesi ne görülmüş ne işitilmiştir. Doğrusu, cehlin bu derecesi de mutlaka tahsil ile elde edilmek lazım gelecek. Ah, biz alık(tembel) Müslümanlar. Nasıl olmuş da bu kadar azim bir kitlenin umumu birden kötürümler gibi, hisden, hareketten mahrum kalmış?..

Görüleceği üzere, Mehmet Akif'in Müslümanlara söylediği bu sözler, öyle yenilir yutulur türden değildir. Üstelik Akif, şimdiki din eleştirmenleri gibi, diyeceklerini kitaba yazıp, kendisi saklanan türden biri değildir. Yukarıdaki sözler, onun camilerde cemaatin yüzüne karşı yaptığı konuşmalardan alınmıştır. Akif, Müslümanların yüzyıllarca süren bir uyuşukluk içinde kaldıklarını, Müslümanların yüzlerine karşı, üstelik camilerde haykırmıştır. Akif, bunun neden böyle olduğunu da anlamaya çabalamış; nedenlerden birini sezgileriyle yakalamış; ancak yeterince üzerine gidememiştir. Bakın neler söylüyor:"Kanaat'i, "tevekkül"ü, "sabır"ı, hepsini yanlış anladık.

"Sabır" nedir?.. Bize göre "sabır", suret-i mutlakada "katlanmak" demektir. Neye katlanmak? Her şeye. Daha doğrusu katlanılmayacak şeylere. Mesela zelil (aşağılık) olmaya, hakaret görmeye, dövülmeye, sövülmeye; özetle insanlık onurumuzu lekeleyecek musibetlerin hepsine. Aman yarabbi. Kur'an ne söylüyor, biz ne anlıyoruz. "Sabır" katlanmak değil, göğüs germektir. Neye göğüs germek?

      Sonunda katlanılmayacak acılara katlanmak ıstırabına mahkum olmamak için, önceden her türlü şedaide (zorbalıklara), her türlü mezahime (sıkıntılara), mertçesine, insancasına göğüs germek. Hele "tevekkül" hiç bizim anladığımız mahiyette mi? "Tevekkül", Kur'an'ın gösterdiği, Hadis'in gösterdiği "tevekkül"', bütün esbaba sarıldıktan (tüm yolları denedikten) sonra olan tevekküldür. Biz cehaletimiz (bilisizliğimiz) yüzünden dini bu hale getirdik. Din de bizi bu hale getirdi. İslam dini bir miskinlik (uyuşukluk) dini oldu.

Akif'in son sözleri, üzerinde oldukça düşünülmesi gereken somut bir  gerçeğin dile getirilişidir:

Dini bizler bu hale getirdik, Din de bizi bu hale getirdi...

Mehmet Akif'in çığlığında, dinin dille karşılıklı etkileşiminin yol açtığı bozunumlar, Kur'an'da geçen kimi sözcüklerin anlamının süreç içerisinde kaymaya uğramasının dini yanlış anlamaya yol açtığının vurgulanması var...

 

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin


                               NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

  • Okunma sayısı 6041 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #1 : Mart 12, 2009, 11:45:21 »
  • « Son Düzenleme: Mart 12, 2009, 11:52:45 Gönderen: LaDy »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...
  • Gökyüzü Kadar Sonsuz..
  • Administrator
  • ********
  • Katılım
    2%
    İleti: 3.593
    Konu: 1095
    Nerden: İstanbul
    ReP GüCü : +10210/-0
    Cinsiyet: Bayan
    ♂ + ♀ = ♥
    Profili Görüntüle
    Çevrimdışı
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Vatan için Ölen Bütün Şehitlerımızın Ruhu Şaad Olsun.Mehmet Akıf Ersoy Gerçekten Mükemmel bir insan Söylenecek Başka Söz yok.Allah türkleri Daıma korusun Hamd olsun Ne Mutlu Türkum Diyene.

  • Okunma sayısı 6041 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #2 : Mart 12, 2009, 13:25:58 »

 ☻/
/▌
/ \

ßâk ßâk Yukârıdâ  •̬●)

İstesen de,
İstemmesen de
Canın çeker beni
Her Nefess'te..

Test EdiLdi, OnayLandı..
% 1oo KuSurSuz
  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Katılım
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı
[ikaz]Arkadaşlar ne bu sorumsuzluk anlamıyorum. Bi vurdumduymazlıktır aldı başını gidiyor. Bi kişimi yorum yaptı. Benim açtığım konuya illa yorum yapın demiyorum zaten kendimi saymak değil bu ama İstiklal marşından söz ediyoruz burda Tarihimizden nedir bu sessizlik anlamıyorum. Bu kadarmı zayıf düştük Yazık.[/ikaz]

  • Okunma sayısı 6041 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #3 : Mart 13, 2009, 21:47:15 »
  • « Son Düzenleme: Mart 13, 2009, 21:53:18 Gönderen: LaDy »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...

    O.Z

  • Gelişen Mevzucu
  • ***
  • Katılım
    0%
    İleti: 202
    Konu: 106
    Nerden: İstanbul
    ReP GüCü : +66/-9
    Cinsiyet: Bay
      MSN Messenger - jozyy@windowslive.com
    Profili Görüntüle
    Çevrimdışı
Uyan

Baksana kim boynu bükük ağlayan.
Hakkı hayatındır senin ey müslüman,
Kurtar artık o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan.

Bunca zamandır uyudun kanmadın,
Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kere kımıldanmadın.

Ninni değil dinlediğin velvele,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandır adı,
Haydi katıl sen de o coşkun sele.

Karşı durulmaz cereyan sine-çak...
Varsa duranlar olur elbet helak.
Dalgaların anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir inhimak?

Dehşeti maziyi getir yadına;
Kimse yetişmez yarın imdadına.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladına?

Ben onu dünyaya getirdim diye
Kalkışacaksın demek öldürmeye!
Sevk ediyormuş meğer insanları,
Hakkı-i übüvvet de bu caniliğe!

Doğru mudur ye's ile olmak tebah?
Yok mu gelip gayrete bir intibah?
Beklediğin subh-i kıyamet midir?
Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!

Gözleri maziye bakan milletin,
Ömrü temadisi olur nakbetin.
Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
Görmeye lakin daha yok niyyetin.

Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel'anet.

Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün ortada hak sahibi,
Bir kişidir: "Hakkımı vermem" diyen.


Mehmet Akif Ersoy'dan bir şiir paylaşmak istedim aslında birazda olsa günümüze uyan anlamlar çıkarabiliriz diye düşündüm.... konu için geçte olsa teşekkürler

  • Okunma sayısı 6041 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #4 : Mart 13, 2009, 22:43:28 »
Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 

GoogleTagged


Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
497 Gösterim
Son İleti Mart 19, 2007, 15:58:47
Gönderen: PıNaR..!
6 Yanıt
1809 Gösterim
Son İleti Haziran 12, 2007, 09:45:12
Gönderen: EfeNDy
0 Yanıt
340 Gösterim
Son İleti Mart 18, 2008, 12:26:47
Gönderen: jaketurk
0 Yanıt
596 Gösterim
Son İleti Mayıs 02, 2008, 10:41:58
Gönderen: LaDy
Mehmet Akif Ersoy anıldı

Başlatan Mevzu Haberci Son Dakika

0 Yanıt
100 Gösterim
Son İleti Aralık 27, 2008, 15:38:04
Gönderen: Mevzu Haberci
0 Yanıt
91 Gösterim
Son İleti Şubat 01, 2009, 18:20:51
Gönderen: Mevzu Haberci
0 Yanıt
70 Gösterim
Son İleti Mart 05, 2009, 14:34:06
Gönderen: Mevzu Haberci
0 Yanıt
82 Gösterim
Son İleti Mart 26, 2009, 19:22:15
Gönderen: Mevzu Haberci