Merhaba Sayin Ziyaretçi
Mayıs 24, 2012, 21:13:23

 Merhaba, Ziyaretçi Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.

Onemli Duyuru Lütfen Okuyunuz:

Sevgili Arkadaslar Mevzu Forum Olarak; Yeni Adresime Kurulmus ve Veri Kaybi Olmadan Tasima Islemimizi Yapmis Bulunmaktayiz. Bu Yapilan Çalisma Süreci Içindeki Sabriniza Alakaniza Sonsuz Tesekkür Ederiz..




Konu Ilgili Soru ve Fikirlerinizi
http://www.armatr.com/duyurular-ve-mevzu%27nun-kurallari/isim-degisikligi/ Basligi Altinda Bizlere Iletebilirsiniz..


Tesekkür Eder Iyi Forumlar Dilerim Saygilarimla By_TeTiK

Gönderen Konu: Ümmetinden O’na (o’na binlerce selam)bir selam niyetine..  (Okunma sayısı 498 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin


                     "Ümmetimin bozulmaya yüz tuttuğu zamanda benim bir sünnetimi yerine getirene yüz şehit sevabı verilir."
                                                 Hz.Muhammed(s.a.s)


Zaman o kadar değerliki geri dönüşüde yok üstelik bunu bilerek yaşamak gerek. Şükrederek,Rahmana teslim olarak yaşamak.. Bizki Efendimiz(s.a.s)in ümmetiyiz bu o kadar eşsiz bi duyguki bunun tadını alarak yaşamak.. Rabbim yolundan ayırmasın. Onun izinde olmak dileğiyle :)
                                                             
                                                  LaDy

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « : Nisan 17, 2009, 22:25:03 »
  • « Son Düzenleme: Nisan 17, 2009, 22:50:39 Gönderen: LaDy »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...
  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V)' in HAYATI
Hz.Peygamber (s.a) kayıtsız şartsız yeryüzü halkının neseb yönünden en hayırlısıdır. Nesebinin şerefi en yüksek doruk noktasındadır. Buna düşmanları bile şahitlik ederlerdi. Bu yüzden düşmanı olan Ebu Sufyan, Bizans hükümdarının huzurunda bu şekilde tanıklıkta bulunmuştu. En şerefli kavim onun kavmi, en şerefli kabile onun kabilesi ve en şerefli aile onun ailesidir. Habibullah (sav), Mekke'de, Rebi'ül-evvel ayının onkinci Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiştir (M.570). Böylece, Hz.Adem'den beri devam ede gelen peygamberlik nuru sahibini bulmuş oldu. Babası Abdullah, Peygamberin doğumun dan iki ay önce vefat etmiştir. Annesi Vehb kızı Amine, doğumunda diğer kadınlar gibi eziyet çekmemiş, hatta ağırlık bile hissetmemiştir. Hamileyken, bir gece rüyasında tanımadığı bir kimse gelip; "Sen alemlerin hayırlısına hamilesin; doğduğunda adını Muhammed koy", diye ikaz bulunmuş; doğum anında da heybetli bir ses duyarak irkilmiştir. Ne zaman ki Muhammed vücuda geldi; baktım, mübarek başını secdeye koydu; ellerini kaldırdı, duada bulundu", şeklinde anlatıyor. Hz. Muhammed (s.a.v) sünnetli doğmuştur. Doğduğunda sırtında ve omuzunda peygamberlik mührü vardı. Doğumuna arz şehadet etmiştir.
* Resulullah (s.a.v) doğduğu gece, yeryüzünde bir çok put düşüp kırılmıştır.
* İran hükümdarı Kisrai kemerli bir saray yaptırmıştı. On dört kulesi vardı. O gece kulelerin bütün şerefeleri yıkılmıştır.
O zaman Araplar arasında adet olduğu üzere, çocuğun süt anneye verilmesi kararlaştırıldı. Ancak hiçbir sütanne, yetim bir çocuğu almak istemiyordu. Bu arada amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, çocuğu bir müddet emzirdi. Kardeşinin oğlunun doğumuna sevinen Ebu Leheb'in, onun şerefine Süveybe'yi azad ettiğini ve bu yüzden Efendimizin doğduğu gün olan her pazartesi günü azabının biraz hafifletildiğini kaynaklar bize bildirmektedir.
Sonunda Beni Sa'd kabilesinden Halime binti Ebi Züeyb, Hz.Muhammed'i kabul etti. O sırada Beni Sa'd yurdunda kıtlık vardı. Hz. Halime bebeğin gelişi ile ineklerin sütünün artığını, çadırın etrafının yeşilliklerle dolduğunu, evine bereketin geldiğini ifade ediyor. Resulullah (s.a.v) ,bu göçebe süt anne'nin yanında oldukça sade bir hayat geçirmiştir.Gündüz otlakta sürülere bakıyor, aileye yardım ediyordu.Çoğu zaman ,yalnızca hurma ve süt ile yetiniyorlardı. Hz.Muhammed (s.a.v), süt kardeşleri ile kırlarda oynuyor,koyun güdüyordu. Bir defasında, süt kardeşi Şeyma'nın omuzunu bilinmeyen bir sebeple o kadar kuvvetli ısırmıştıki, ömür boyu izi silinmedi. Yıllar sonra bir savaşta esir düşen Şeyma'yı, Resulullah (s.a.v) bu yara izinden tanımış gözleri yaşarmıştı. Hz.Halime, Hz.Muhammed'i (s.av) kendi çocuklarından fazla seviyordu. Daha ilk günden ondaki farklılığı hisseden Halime, O'nu gözü gibi koruyordu. Resulullah, süt annesinin sağ göğsünden emer, sol göğsünü kardeşlerine bırakırdı. Ondaki bu üstün hallerden ve mucizelerden ürken Hz.Halime çocuğu annesine teslim etti. Kısa bir süre sonra annesi, zenci cariye Ümmü Eymen ve bir hizmetçi ile Medine'ye hareket ettiler. Neccaroğuları kabilesinden birinin evinde ikamet edildi. Resulullah'ın babasının kabrini de ziyaret etmişlerdi. Hz.Amine, dönüş yolu üzerinde Ebva denilen yerde vefat etti ve oraya gömüldü. Resullah (sav) o sırada altı yaşında bulunuyordu. Zenci cariye Ümmü Eymen ile Mekke'ye dönen Hz.Muhammed (sav), epeyce yaşlı olan dedesine teslim edildi. Şefkatli bir insan olan Abdulmuttalib'in, öksüz ve yetim torununa gösterdiği sevgi pek büyüktü. Dedesi vefat edince Hz.Muhammed (sav) diğer dört amcasına tercihen, Ebu Talib' emanet edildi. Çünkü güvenilir, zeki, cömert ve iyi kalpli biriydi. Diğer amcası Ebu Leheb kendisini içkiye kolay hayata vermiş bir ahlaksızdı. Esasen daha çocukluk devresinden itibaren Peygamberimiz ile Ebu Leheb'in arasının açık olduğu görülür Resulullah (sav) pek zengin olmayan fakat cömertliği ile tanınan amcasının yanında pek rahat içinde yaşamıyordu. Ancak Ebu Talib ve zevcesi, ona kendi çocuklarından daha iyi bakıyorlar, diğer çocuklar gibi sofra kurulur kurulmaz saldırmadığından ona ayrı yemek çıkarıyorlardı. Resulullah'ın yengesine olan sevgisi bir anne sevgisinden farksızdı. Ebu Talib Suriye'ye bir kervan götürmek üzere yola çıktığında Resulullah dokuz bir rivayete göre de on iki yaşında idi. Şam ile Kudüs arasında Busra denilen bir yerde kervan konakladı. Burası Bizans toprağı olduğundan yakında bir manastır bulunuyordu. Bu manastırda bulunan rahip Bahira, Hıristiyanlığı bilen, İncil'i derinlemesine incelemiş biriydi. Son peygamberin gelmesinin yakın olduğunu biliyordu. Ebu Talib'e çocuğun kim oduğunu sordu."oğlum" cevabını alınca,"O senin oğlun olamaz" Bu çocuğun babası ölmüş olmalı", dedi. Ebu Talib amcası olduğunu söyleyince, çocuğu hemen geri götürmesini tavsiye etti. Ebu Talib'te Mekke'ye dönmekte acele etti.

PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V)' in ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ

Bir insanın hayatında anne babasının yeri tartışılmaz. Bu her insan için aynıdır. Daha doğmadan babasını çok küçük yaşta da annesini kaybeden Hz.Muhammed'in (sav) bütün sevgisinin odak noktasını Rabbi teşkil ediyordu. Anne ve babasından sonra çok sevdiği dedesi ve amcasını da kaybeden Hz. Muhammed'i (sav), Allah (cc) adeta kimse ile paylaşamıyor, Habibi'nin sevgisinin yalnız kendisine ait olmasını istiyordu. Resulullah (sav) aynı zamanda ummi idi. Zaten Kureyş'in aklına durgunluk veren de; okuması yazması olmayan bir insan dan dünya'nın en güzel sözlerinin duyulması idi. Eğer herhangi bir eğitim görmüş olsaydı, ona karşı olanlar ve inkarcılar bunu delil olarak kullanacak ve ayetleri kendisinin yazdığını iddia edeceklerdi. Ümmilik.O'nu savunduğu davada bu tür suçlamalardan koruyordu. Diğer bir husus; Resulullah'a ilk vahiy edilen ayet; "Seni yaradan Rabbinin adıyla oku", idi. Demek ki asıl aydın, asıl ilim sahibi, Allah'ı bilen, O'nun adıyla okuyan, O'nu tanıyan insandır. Resulullah'ın (sav) doğumundan itibaren her an, her saniye Allah (cc) tarafından korunduğunu görüyoruz. Ondaki farklılık, ondaki üstün haller ve seçilmişlik, bu ilahi himayenin sebebidir. O her haliyle diğer insanlardan farklıydı Alemlere Rahmetti. O'nda da nefis vardı ama O her türlü kötülük ve günahtan korunmuştu. Bir defasında kendine putlara adanan putlara adanmış hayvanların etinden ikram eden Zeyd İbn Ammar'a; "Putlara adananı yemem", buyurmuştur. Yine her yıl düzenlenen bir putperest bayramına halaları tarafından zorla götürülmüş, bayram yerinde bazı kişiler gelerek bu ayinlerin kendisine yasaklandığını ona bildirmişlerdir. Halaları da O'nu bir daha böyle yerlere götürmemişlerdir.

* Sahih hadislerden de anlaşılacağı gibi; Hz. Muhammed (sav) soyların en faziletlisinden dünyaya gelmiştir." Allah mahlukatı yarattı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı.Sonra onları,Arap ve Arap olmayanlar diye iki fırkaya ayırdı ve beni en hayırlılarının içinde kıldı (Kureyş). Sonra, ailelere ayırdı ve beni en hayırlı aileden kıldı.Şahıs olarak da ailenin en hayırlısı kıldı", bu hadisi şerif bize bunu anlatmaktadır

PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (S.A.V)' in Hz. HATİCE İLE EVLİLİĞİ

Resulullah'ın (sav) ve ailesinin, tarım ve ziraatle uğraştığına dair hiçbir bilgi mevcut değildir.Hz.İbrahim(a.s) şu duasında da zikrettiği gibi "Ey Rabbimiz, Namazı dosdoğru kılmaları için ben; çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kabe) yanında, eksiksiz bir vadiye yerleştirdim.. "(İbrahim:37). Mekke vadisinde ziraat yoktur.Geriye yalnız ticaret kalıyor.Bu ticaret de daha çok; kumaş , yiyecek kuru yemiş ve güzellik malzemeleri üzerine idi. Habibullah (sav) gençlik dönemine girmesiyle beraber ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Mekkeli tüccar, Kays b. es-Saib İslam'dan önce O'nunla ticari münasebetleri olduğunu ve ondan daha iyi bir ortağa rastlamadığını anlatır. Mekke'liler tacire (kadın tüccar) ve tahire ( temiz kadın ) adını verdikleri Hz.Hatice, Mekke'li zengin bir dul kadın idi. İki kez evlenmiş, iki eşini de kaybetmişti ( ilk eşi, Atik el-Aziz et-Tamime; ikinci eşi, Hind b.Zürare'dir her iki eşinden de birer çocuğu olmuştur. Birkaç sene kıtlığın ağır basması üzerine Ebu Talib, Yeğenini iş istemesi için Hz. Hatice'ye gönderdi Hz. Hatice'de,ahlakının güzelliğini ve ününü sık sık duyduğu Hz. Muhammed'e memnuniyetle kervanını teslim etti ve onu , kölesi Meysere'yi de yanına katarak Kudüs yakınlarındaki Busra denilen yere gönderdi. Hz.Muhammed (sav) burada Netura isimli keşişle karşılaştığı tarihçiler tarafından anlatılır. Her an onun başının üzerinde dolaşan bulut keşişin dikkatini çekmiş ve kendisi ile tanışmak istemiştir. Evvelce tanışmış olduğu Meysere'yi yanına çağırarak Hz.Muhammed hakkında bazı sorular sordu. Aldığı cevaplar karşısında irkilen keşiş; "O Peygamber'dir, hemde Peygamberlerin sonuncusudur", demekten kendisini alamamıştır. Hz.Muhammed (sav) alışverişlerini tamamladıktan sonra Mekke'ye döndüler. Meysere yolculuk boyunca tüm olanları Hz. Hatice'ye bir bir anlatır. Hz.Hatice'nin Peygamberimize karşı saygısı ve sevgisi bir kat daha artmıştır. Hz.Hatice iş bahanesi ile Hz . Muhammed'i (sav) sık sık evine davet etti ve hediyeler gönderdi. Allah Resulu ile evlenmeyi istiyordu. Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse'ye açtı. Onun aracılığıyla Muhammed (sav) ile Hz. Hatice evlendiler (miladi 595) O sırada Hz.Muhammed (sav) 25, Hz.Hatice ise 40 yaşında bulunuyordu. Peygamber efendimiz daha sonra Hz.Mariye'den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz. Hatice ' dendi. Bunların isimleri: Kasım, Rukiyye, Fatıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah idi. Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişlerdir.

Hz.Peygamber her sahada olduğu gibi aile hayatında da örnek ev reisi olmuş; hanımına ve çocuklarına karşı her halükarda müşfik davranmışlardır.

İLK VAHYİN GELİŞİ VE RİSALETİN BAŞLANGICI

Habibullah (sav) otuzsekiz yaşına girmişlerdi. Bir sene boyunca gaibden sesler duyup, bazı nurlar gördüler. Daha sonra Allah'ın sevgilisi, altı ay kadar süren sadık rüyalar görmeye başladılar. Gördükleri rüyalar apaçık ortaya çıkıyorlardı. Hz. Muhammed (sav) yaşadıkları bu haller üzerine, yalnızlık aramaya başladılar.Toplumun zülmetinden sıkılıyor; yalnız kalmayı arzuluyorlardı.
Resullah halvet yeri olarak Mekke'ye 5km kadar uzakta bulunan Hira mağarasını tercih etmişlerdi. Dedesi Abdulmüttalip'te Ramazan aylarında bu mağarada inzivaya çekilirlerdi. Allah Resulü sık sık bu mağaraya çekilip ceddi Hz.İbrahim'in dini üzere ibadet ve dua ediyor; insan ve kainatın yaradılış sebep ve hikmetleri üzerinde derin düşüncülere dalıyorlardı. 610 senesi, Ramazan ayının 27.gecesi idi. 40 yaşına gelmiş olan Hz.Muhammed (sav), o senenin Ramazan ayını bu mağarada geçiriyordu.Seher vaktine doğru, vahiy meleği Cebrail (as), Allah'ın Habibine insan süretinde gözükerek hitap etti ve Kur'an'ın ilk ayetlerini kendisine okudu.Resullah olayı şöyle anlatıyor; " Bana kendisinin Cebrail adlı melek olduğunu ve Allah'ın beni Peygamber olarak seçtiğini bildirmek için geldiğini söyledi. Bana abdest almayı ve istincayı öğretti.Temiz olarak dönünce; "OKU" diye emretti. 'Ben okumayı bilmiyorum' diye cevap verdim . Beni kollarının arasına alıp sıktı.Sonra yere bırakarak; " Oku" diye emretti. Ben yine okuma bilmediğimi söyledim. Beni tekrar ve daha kuvvetli bir şekilde sıktı.Tekrar "Oku" dedi. Ben okuma bilmediğimi tekrarladım. Be sefer beni üçüncü defa sıkarak bıraktıktan sonra dedi ki; " Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından (embriyo) yarattı. Oku! Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O'dur. İnsana bilmediğini O öğretti." (Alak1-5) Allah Resulu de, Alak süresinin bu ilk ayetlerini tekrar etti, inen ayetler, Resulullah'ın hem diline hemde kalbine yerleşmişti . Hemen ardından Melek kayboluverdi. Heyacan ve şaşkınlık içerisinde Hz.Resul mağaradan çıkarak evine doğru yola koyuldu.Yolda hayreti bir kat daha arttı. Zira ağaçlar, dağlar, taşlar , çiçekler; "Esselamü aleyke ya Resulüllah", diyerek kendisini selamlıyorlardı. Titreyerek eve dönen Allah Resulü, hanımına; "beni örtünüz! Beni örtünüz" diyerek yatağa girdiler. Uyandıklarında biraz sakinleşmişlerdi. Olanları Hz.Hatice'ye anlatarak, tedirginliklerini arz ettiler. Bu hadise ile beraber, Resulullah'ın özel hayatı kapanıyor, hayatının ikinci safhası olan Peygamberliği başlıyordu.

İLK MÜSLÜMANLAR

Kainatın Efendisi Hira'da aldığı peygamberlik vazifesini ilk olarak eşi Hz.Hatice'ye anlatmıştı.Eşi böylesine ağır bir vazifenin mesuliyetini zerreden kürreye vücut ve gönül ülkesinde yaşar haldeyken ; Cenab-ı Allah'ın Hz.Hatice'ye yaşattığı hal çok manidardır.O büyük kadın 'bana ne oluyor bilmem?' diye endişe duyan Allah Resulüne; 'Müjdeler olsun sebat et.Canımı yed-i Kudretinde tutan Allah ' a yemin ederim ki, sen bu ümmetin peygamberisin. Allah seni asla bırakmaz. Sen sıla-i rahmedersin, sözün doğrusunu söylersin, meşekkatte sabredersin, misafirleri ağırlarsın, felakete uğrayanların yardımına koşarsın, Allah böyle kuluna kefildir.' şeklinde sözleriyle destek olmuş gönlünü açmıştır.
Bu sözler onun ne kadar yüce ruhlu, faziletli ve inançlı bir kadın olduğunu göstermektedir. Cenab-ı Hakk'ın kutlu Peygamberine verdiği büyük lütuflardan biri de. Kendisine Hz.Hatice gibi bir zevceyi nasip etmesidir.Resul-i Ekrem efendimiz, ilk müslüman olma şerefine de nail olan eşine Cebrail (as) ' dan öğrendiği şekilde abdest aldırdı ve imam olarak iki rekat namaz kıldırdı.Ulaştıkları gönül birliğini 'Mutlak Bir'in önünde ve O'na sığınarak perçinlediler.

Hz.PEYGAMBERİN ve İLK MÜSLÜMANLARIN MARUZ KALDIĞI İŞKENCELER

Açıktan davetin başlaması ve Müslüman olanların sayısının günden güne artmasıyla beraber, Kureyşliler de Müslümanlara karşı düşmanlıklarını arttırmışlardı. Hareketin lideri olması hasebiyle, en büyük taarruzlar Allah Resulüne yöneltiliyordu. Hz.Peygambere düşmanlık edenlerin başında Ebu Leheb ve karısı gelmekte idi. Hz.Peygamber!in arkası sıra dolanır; o tebliğ ettikçe kendiside; 'Ben onun amcasıyım . Muhammed sizi atalarınızın dininden döndürmek istiyor, sakın ona inanmayınız diyordu.' Hz.Peygamberin başının taşla ezmeye yemin etmiş; taşı kaldırdığında kaskatı kesilmiş, muvaffak olamamıştı.Bir defasında da önünde ateşten bir çukur açılmış, Allah Resulüne yanaşamamıştı. Peygambere olan düşmanlığı o dereceye ulaşmıştı ki; Peygamberimizin kızları Rukiye ve Ümmü Gülsüm 'le evli olan oğulları Utbe ve Uteybe'ye onları boşattırmıştı. Ebu Cehil'de dili ve eli ile Peygamber efendimize ve Müslümanlara çok eziyet etmiştir . Ammar b. Yasir'in annesini öldüren bu zalim, Peygamberimiz harem'de namaz kılarken, boğazlanan bir devenin döl yatağını, içinin çirkinlikleriyle getirtmiş ve Resul-i Ekrem secde de iken sırtına koyuvermişti. Kureyş'in ulularından olan Velid b. Muğire de ; hac mevsimin de halk toplandığında Peygamberimize sıfatlar yakıştırıp, en uygun sıfatında sahir (büyücü) olduğunu, zira Muhammed'in kişi işe kardeşi ve karısı arasını ayırdığını söylüyordu.

O Allah Resulü'nü tek başına öldürmeye de teşebbüs etmiş, fakat; Allah'ın bi lütfü olarak, Peygamberimizin sesini Kabe'de namaz kılarken işittiği halde zatını görememiş, ne yana yönelse se arkasından gelmiş bu suretle muvaffak olamamıştır. As b. Vail Hz.Peygamber 'in oğlu Kasım öldüğünde en acılı anında kendisi ile 'etber' (erkek çocuğu olmayıp soyu kesilen) diyerek alay etmiştir.Kevser süresi As b. Vail hakkında nazil olmuştur. As b. Vail bir dağ geçidinde eşşeğinden düşüp bacağını kırmış, bu yaranın şişip mikrop almasıyla rezil bir şekilde ölmüştür.Şunu hemen belirtelim ki Allah Resulüne zarar verenlerin hepsi, habis bir ölümle ölmüşlerdir Ya hakaret ettikleri Müslüman'ların ellerine düşerek idam edilerek, ya da Hz. Peygamber'in 'Ya Rab ona bir itini musallat et ' diye beddua etmesiyle ölmüşlerdir. Nüfuzu olmayanların ve köle olanların durumu daha acıklı idi. Ayrıca Müslüman olanlara bizzat kendi aileleri türlü türü işkenceleri reva görebiliyorlardı. İslam'ın en azılı düşmanlarından olan Ümeyye b.Halef'in kölesi olan Bilal- Habeşi (ra) bazen 24 saat aç susuz bırakılıyor, bazen de boynuna ip takılarak Mekke de ücretle tutulan çocukların tarafında sokak sokak dolaştırılıyordu, buna rağmen taviz vermeyip yüzlerine karşı 'Allah birdir' diye haykıran Bilal-i Habeşi'yi efendisi Ümeyye b. Halef kavurucu sıcaklar altında sırtını güneşin sıcaklığından ateş parçası haline gelmiş kızgın taş ve kumlara sürttürüp yaktırır. ağzına güneşte kurumuş bir lokma et verdikten sonra göğsüne kocaman bir kaya parçası koydurur ve Lat ve uzza'ya tapmadıkça azaba devam edeceğini söylerdi. Hz.Bilal'in 'Allah birdir' demeye devam etmesi üzerine çileden çıkan Ümeyye b. Halef işkencesini Hz. Bilal bayılıp kendisinden geçene dek sürdürürdü. Hz.Ebubekir'in telkin ve vesilesi ile İslam'a giren Osman b. Afvan da, ilerlemiş yaşına rağmen, amcası tarafından işkenceye maruz bırakılmıştır.Yine Hz.Ebubekir'in delaletiyle Hz. Osman ' dan hemen sonra Müslüman olan Talha b. Ubeydullah Kureyş'in azılı pehlivanlarından Nevfel b. Adviye tarafından bir iple bağlanıp işkenceye tabi tutulmuştur.

Kureyş'in ileri gelen ve zengin ailesine mensup olan Halid b.Said (ra) bir gece rüyasında Allah Resulü'nün kendisini cehenneme atmaya çalışan babasından kurtardığını görmüş ve bu rüya üzerine Müslüman olmuştur.Oğlunun ibadet ettiğini duyan babası Ebu Uhayha vazgeçmesi için ısrar etti. 'Hz.Muhammed'in dinini asla bırakmam' şeklindeki cevap üzerine, elindeki sopa kırılıncaya kadar oğlunu döven Uhayha, onu iaşesini kesmekle tehdit etti.Oğlunun 'rızkı veren Allah'tır' şeklindeki mukabelesi üzerine iyice hiddetlenen Ebu Uhayha onu hapsettirerek günlerce aç susuz bırakmaktan çekinmemiştir. İlk Müslümanlardan olan Sa'd b.Ebi Vakkas da, annesi tarafından zulme uğratılmıştı.

HÜZÜN YILI (M.620)

Üst üste gelen acı hadiselerin ilki, Hz. Peygamber'in dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım'ın vefatı oldu
Allah Resulü çok müteessir olmuştu.Oğlunun cenazesini taşırken karşıda duran Kuaykıan dağına ; "Ey dağ! Benim başıma gelen şey, senin başına gelseydi, dayanamaz yıkılırdın.", demesi bu derin teessürünün bir ifadesidir. Henüz Kasım'ın vefatının hüznü dağılmadan Allah Resulü , diğer oğlu Abdullah'ı da kaybetti. Bu acı hadiseler sebebiyle Allah Resulü ve Müslümanların kalpleri kan ağlarken, müşrikler taziye etmek şöyle dursun, sevinçlerinden ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Hatta içlerinden Ebu Cehil ve As b. Vail işi daha ileri götürerek: " Artık Muhammed ebterdir, nesli kesilmiştir.", diye alay edecek kadar küstahlaşmışlardı.Bu lakaba oldukça alınan Allah Resulü'nü teskin etmek üzere, Allah(cc) Kevser süresini inzal buyurmuştur. " Doğrusu, biz sana kevseri ihsan etmişizdir. Öyle ise Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Asıl ebter, şüphesiz seni kötüleyendir."
Bir müddet sonra amcası Ebu Talib hastalandı. Artık ölüm döşeğinde idi. Allah Resulü bir yandan kendisini korumak uğruna herşeyini feda eden çok sevdiği amcasını kaybedeceğine üzülürken, bir yandan da Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olmasını istiyordu.Bu sebeple O hastalığı boyunca amcasının yanında pervane olmuş defaatle Kelime-i Şehadete çağırarak; " Ey amcacım, gel sen 'La ilahe illallah'de de ,onunla sana ahirette şefaat edebileyim ", teklifinde bulunmuştu. Amcası bu teklife : " Vallahi benden sonra sana ve atalarının oğluna, çok yaşlanmaktan dolayı bunaklık atfetmeleri korkusu olmasaydı. İstediğin şeyi söyleyip sana tabi olurdum. Kureyş, o istediğin sözü, ölümden korkarak söylediğimi zannedecekleri için söylemeyeceğim." dedi. Allah Resulü'nün ; " Ey amca, şunu bilmelisin ki ,Allah tarafından alıkonuluncaya kadar, senin affedilmeni isteyip duracağım." sözleriyle mukabele etmesi üzerine Allah (cc) Resulünün şahsında mü'minlere şu ölçüyü inzal etti ; " Hakikat sen ,her sevdiğin kişiye hidayete erdiremezsin. Fakat Alla'tır ki , kimi dilerse ona hidayet verir ve O hidayete erecekleri daha iyi bilendir." ( kassas,56 / Tevbe,113 )
Ebu Talib'in vefatından üç gün gibi kısa bir süre sonra da, hanımı Hz. Hatice'yi kaybetti.Teslimiyeti, itaati muhabbet ve merhametiyle Allah Resulü'nün kalbinde taht kuran Hz.Hatice'yi kaybetmek,Allah Resulünü derin bir teessüre boğdu.Ona karşı müstesna bir sevgisi vardı.En büyük destek ve tesellicisi idi.Vefatından sonra dahi onu hiçbir zaman unutmadı ve rahmetle andı. Öyle ki Hz. Aişe, hayatta olmadığı halde en çok Hz.Hatice'yi kıskandığını itiraf etmiştir. Allah Resulü'nün şu sözü onun Allah katında ve mü'minlerin gönlünde ne kadar ulvi bir yeri olduğuna delalet eder: " Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı İmran kızı Meryem idi. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir."
Doğmadan önce babasını,altı yaşında iken annesini kaybederek öksüz ve yetim kalan Allah Resulü, amcasını ve hanımını kaybetmekle belki de ikinci kez öksüz ve yetim kalmıştı. Yüklendiği bu çile ve hüzün dolu hadiselerden ötürü bu yıla " HÜZÜN YILI " denmiştir.
İnsanlığı hakka ve hakikata sevkedip dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak üzere Allah Teâlâ tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Peygamber Efendimiz, genellikle kabul edildiğine göre 20 Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke'de doğdu. İslâm tarihi kaynakları, Hz. Peygamber'in nesebi ta Hz. Adem'e kadar sıralanan Şecere tabloları ile belirlemişlerdir. Bu kaynaklarda Hz. Peygamber'in yirminci göbekten atası olan Adnan'a kadar ittifak edilmiş, ancak Adnan'dan sonra verilen isimlerde bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Ama O'nun Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail soyundan olduğunda şüphe yoktur. Buna göre Adnan'a kadar Rasûlullah'ın şeceresi şöylece sıralanır: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b b. Lüeyy b. Gâlib b. Fihr b. Mâlik b. En-Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizâr b. Me'add b. Adnan.
__________________



Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #1 : Nisan 17, 2009, 22:27:20 »
  • « Son Düzenleme: Nisan 17, 2009, 22:53:56 Gönderen: LaDy »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...
  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

Günü Hz. Muhammed (s.a.s)gibi yaşamak...

*Kim sabaha erdiği zaman 'rabb olarak ALLAH'a din olarak islama rasul olarak MUHAMMED'e razı olsuk derseonu razı etmek de ALLAH üzerine hak olmuştur.
 kim sabaha erdiği zaman '' ALLAH'ım benimle veya mahlukatlarından herhangi biriyle hangi nimet sabaha ermişsebu sendendir.sen birsiniortağın yokturihamdler sanadır,şükran sanadır'' derse o günkü şü
kür borcunu ödemiş olur

*UYANINCA ÜÇ KEZ ELLER YIKANIR
uykudan uyanınca sizden hiç kimse üç sefer yıkamadıkça ellrini kaba banmasın çünkü o ellerin geceyi vücudun neresinde geçirdiği belli değildir

*UYANINCA ÜÇ KEZ SÜMKÜRMEK GEREKİR
biriniz uykudan uyandığı zaman üç kez sümkürsün.zira şeytan burnun içinde geceler

*TUVALETE GİRERKEN VE TUVALETTEN ÇIKARKEN
girerken:ALLAHım pislikten ve habis yaratıklardan sana sığınırım
çıkarke:ALLAHım beni affet
 ALLAH rasulü tuvalete girerken başını örterdi

 

----İŞÇİ VE HİZMETLİLERE DAVRANIŞ
 işçinin ücreti bekletilmez.
 hizmetli azarlanmaz
 hizmetli günde 70 kez affedilmeli
 yediklerinden yenmeli
 işçiyi kandıranın hasmı HZ MUHAMMEDdir


---SELAMLAŞMA
 konuşmadan önce selam verilir
 selamla beraber el de sıkılmalıdır
 selam girişte ve çıkışta verilir
 çocuklara da selam verilmelidir
 tuvalette selamlaşma olmaz
 amaya özellikle selam verilmelidir
---BOŞ EVE GİRERKEN NASIL SELAM VERİLİR
bir kimse içinde kimse bulunmayan bir eve girdiği zaman ''ALLAHın selamı hem bizim üzerimize ihem de ALLAHın salih kullarının üzerine olsun denir.


Gümüş(ve her çeşit lüks,pahalı)bardaktan su içmek sakıncalıdır
*Kim gümüş bir kaptan su içerse,sanki karnını cehennem ateşi doldurmuş gibi olur.(İbn-i Mace)

Servis yapan en son içer
*Bir topluluğa içecek dağıtan en son içer.(Ebu Davud)

Su,sürahi v.b. şeylerden içilmez bardağa konur
*Ebu Hureyre(Allah o’ndan razı olsun) anlatıyor:”Resulullah(O’na binler selam)su kabının ağzından,bardağa koymaksızın su içmeyi yasakladı.(Buhari)

Süt içince ağız su ile çalkalanır
*Süt içtiğin zaman ağzınızı su ile çalkalayınız. Çünkü o yağlıdır.(İbn-i Mace)


---Tebessüm,Gülme
Abdullah İbnu el-Haris anlatıyor:”Resulullah’tan(O’na binler selam)çok tebessüm edeni hiç görmedim.”(Tirmizi)
Eliyle ağzını kapatma
*Kendisine gülme geldiğinde elini ağzına tutardı.(Ramuz el-Ehadis)


---Yazı Yazma
Önce Besmele yazılır
*Siz bir yazı yazdığınızda”Bismillahirrahmanirrahim”i belirtmeyi güzelce yapın. Bu taktirde istekleriniz kolaylıkla yerine gelir. Ve onda Aziz ve Celil olan Rahman’ın rızası olur.(Ramuz el-Ehadis)

---Kalem kulağın üstüne konur
*Yazdıktan sonra kalemi kulağının üstüne koy,çünkü bu yorulan kişiyi hatırlatma bakımından daha dinç kılar.(Tirmizi)


---Dinlenme
Sırt üstü yatarak
*Allah Resulü(O’na)ayaklarından birini diğeri üzerinde koyarak sırt üstü yatar,dinlenirdi.(Buhari,Edev ül Müfred)

Sola yaslanarak
*Cabir İbnu Semüre(Allah O’ndan Razı olsun)anlatıyor: Resulullah’ın (O’na binler selam) bir yastığa solu üzerine yaslandığını gördüm.(Ebu Davud)

Sağdan Başlama

Bütün İyi işlerde Başlangıç Sağ ile
*Hz.Aişe(Allah O’ndan razı olsun)anlatıyor:Resulullah’ın (O’na binler selam) giymede,başını taramada,temizlikte ve bütün işlerinde sağdan başlamayı severdi.” (Buhari)

Ayakkabı sağdan giyilir soldan çıkarılır
*Biriniz ayakkabı giyince sağdan başlasın,çıkarırken de soldan başlasın.(Müslim)

HZ. PEYGAMBER'İN KİŞİSEL BAKIMI

--Saçları
Yazılı vesikalara göre Hz. Peygamber, ustura tıraşlı değil, uzun saçlıdır. Saç biçimi ise, uzunluk kısalık durumuna göre, üç şekil arzetmektedir. En kısa şekli kulak yumuşağına kadar olup, en uzun şekli de omuzlarına dokunacak derecede olandır ki, her durum için üç ayrı tabir kullanılmıştır. Kısadan uzuna doğru, kaynaklardaki ifadeler şöyledir:

Kulak yumuşaklarına kadar olan haline "vefre", kulak yumuşağını biraz geçene "limme", omuzlarına dokunacak kadar olan haline de "cümme" denmiştir. Rivayetler arasındaki değişiklik ise son derece normaldir. Her ravi, kendi gördüğü andaki halini anlatmış olacağına göre, rivayetler arasındaki farklılığı, bir çelişki olarak değerlendirmemek gerekecektir.
Hz. Peygamber'in saç tarama şekline gelince: İbn Abbas (ra)'ın rivayetinden anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber döneminde Hicaz bölgesinde iki türlü saç tarama biçimi yaygındı. Ehl-i Kitab olanlar, kaküllerini önlerine düz tararlardı. O günün putperestleri ise perçemlerini ortadan ikiye ayırarak yanlara bırakırlardı.
Yeni bir model getirme yoluna gitmemişler; başlangıçta Ehl-i Kitab'ın uygulamasını benimseyerek, onlar gibi perçemlerini önüne düz taramışlar; Hicaz bölgesinde putperestliğin kökü kazınıp toplumda taraftarı kalmayınca, bu defa da, saçlarını önden ikiye ayırarak sağ sola bırakır olmuşlardır.
---Saç Bakımı
Peygamber Efendimiz, saç bakımı hususunda, umumi bir tavsiyede bulunmuşlardır: "Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin.", " Saçı olan, saçına ikram etsin."
İslami kaynaklar, Hz. Peygamber'in daima yanlarında bulundurdukları bazı zatî eşyalarını da kaydetmişlerdir. Bunlar; tarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalardır.
Peygamber Efendimiz, üst-baş temizliğine son derece dikkat ettiği gibi, üstlerinin başlarının tertipli olmasına da o ölçüde itina gösterirlerdi.
Üst başın tertipli olmasını ve buna titizlik gösterilmesini isteyen Peygamber Efendimiz, sadece süslenmekle vakit geçirmeyi ise hoş karşılamamışlar; şık ve sade olmakla, süslenmeyi bir meşgale haline getirmeyi birbirinden ayırmışlardır.
Bize ulaşan bilgilerden anlaşılacağı üzere, Rasûlullah Efendimiz'in mübarek saçları ve sakal-ı şerifleri, göze batacak kadar ağarmamıştı. Esasen, Kainatın Efendisi'nin vücut yapılarında, son nefeslerine kadar bir değişiklik husule gelmemiştir: İhtiyarlık belirtileri, diş dökülmesi, az görme, yavaş işitme, saç dökülmesi, sakal ağarması, ve benzer arızi durumlar, O'nda görülmemiştir.
 
Mevcut metinlere göre, ak düşen yerler; sakal başları, yani gözle kulak arasındaki favori yerleri, alt dudakla çene arasındaki bölge ile saçlarının dağınık yerlerinde olup, sakal-ı şeriflerindekilerin sayısı, saçlarındakinden fazla idi. Bunlar da, karşıdan fark edilecek cinsten değildi. Ağarmaya yol açan sebepler ise, yine kendilerince şöyle izah edilmektedir: "Benim saçımı sakalımı, Hûd ve benzeri sûrelerdeki âyet-i kerimeler ağarttı."
Peygamber Efendimiz, saç boyası kullanmamışlar; ancak başlarını zaman zaman zeytinyağı ile yağlamışlardır. Yağı başlarına sürdükten sonra, sarıklarına bulaşmaması için, sarığın altına bir tülbend koyarlardı. Bu tülbend, yağın fazlasını emer ve sarıklarını yağlanmaktan korurdu.
İbn Sa'd'ın kaydettiği bir vesikadan anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber, başlarını, sidr ağacı yaprağının kaynatılmasıyla elde edilen bir karışımla yıkardı. Müminlerin annesi Ümmü Seleme (ra) başta olmak üzere, ashab-ı kiramdan pek çoğu, Hz. Peygamber'in mübarek saçlarını ve sakal-ı şeriflerinin kıllarını, teberrüken saklamışlardır.  Bunların, bir kutsal miras ciddiyetiyle, nesilden nesile intikal ettiğini de biliyoruz.
---Güzel Koku Sürünmeleri
Hz. Âişe (ra), Rasûlullah Efendimiz'in giyim kuşamı ve kılık kıyafeti ile birinci derecede ilgilenen güzide hanımlarındandı. Kendisi, hayatının her safhasında Rasûlullah Efendimiz'i, "bulabildiği en güzel kokular" sürerek giydirirdi.
Peygamber Efendimiz, yanında "sükke" tabir edilen bir koku bulundurur ve gerektikçe ondan sürünürdü. Özellikle yolculuklarında birlikte götürülmesi mutad olan eşyaları arasında bir de "koku şişesi" yer almaktadır. Hz. Peygamber'in güzel koku ile ilgili davranışlarından biri de, O'nun ikram edilen kokuyu reddetmemesi idi.
"Zira koku, külfetsiz bir ikramdır!" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 320; Ebû Davud ve Nesaî).
"Dünyada bana, kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz da, gözümün nuru kılındı." (Nesaî, VII,61,62; İbn Sa'd, 1, 398; el-Hakim, el-Müstedrek).
Peygamber Efendimiz sokağa çıktıkları zaman, kokularının o kendine has güzelliği ile çevredeki insanlar tarafından hemen farkedilirdi. Bu durumu, Enes b. Malik (ra) şöyle ifade etmektedir: "Rasûlullah Efendimiz Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk, o yoldan Hz. Peygamber'in geçtiğini söylerdi. Bizler, Peygamber Efendimiz'in gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık." (İbn Sad, Tabakat, 398-399; Mecme'uz-Zevaid, VIII, 282; el-Metalib'ül-Âliye, IV,25; Behcet'ül-Mehafil, II, 254).
---Gözlerine Sürme Çekmesi
Peygamber Efendimiz, hıfzısıhha dediğimiz koruyucu hekimliğe son derece önem verirlerdi: Saçlarını yağlaması, dişlerini misvakla temizlemesi, gözüne sürme çekmesi, suyu dinlene dinlene içmesi, fazla kireçli ve kalitesiz suları içmeyip Medine dışındaki pınar ve kuyulardan içme suyu getirtmesi, yediği gıdaların vücut ihtiyaçlarına göre ayarlanması ve daha pek çok tatbikatı, hep sıhhati korumak için almış olduğu tedbirlerdendi.
Hz. Peygamber, sürmeyi, gece yatacağı zaman kullanırlardı. Yatmadan önce, üç defa sağ gözlerine, üç defa sol gözlerine çekerler; ondan sonra yataklarına girerlerdi. Gerek sürmeyi kullanma zamanı, gerek sürmenin faydalarına dair bilgilerden, sürmenin, süslenmek için değil, gözün sıhhatini korumak için kullanıldığı anlaşılıyor.
İbn Abbas rivayet ediyor:
Peygamber Efendimiz: "Gözlerinizi ismid ile sürmeleyiniz. Zira ismid ile sürmelemek göze cila verir ve kirpik bitirir." buyurmuşlardır. İbn Abbas der ki: "Hatta Rasûlullah Efendimiz'in bir sürmedanı olup, her gece yatmadan önce bu sürmedandan üç kere sağ gözlerine, üç kere de sol gözlerine sürme çekerlerdi."
*Tırnaklarınızı kesin ve onları gömün. Parmak aralarını temizleyin. Ağzınızı yemek artıklarından temizleyin ve misvaklayın. Benim yanıma dişi sarı ve ağzı kokar bir halde gelmeyin.(Ramuz el-Ehadis)
Bıyık kesiminde ölçü
*Bıyıklarınızı dudak hizasında kesin.(Ramuz el-Ehadis)

--------Dövme yaptırmak-------
*Bedenine dövme yapan da,yaptıran da Allah lanet etsin!(Buhari)
--Temizlik
Kalp ve ahlak temizliği kadar beden, giysi, mekan ve yediği yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir. Bir Müslümanın saçları, eli, yüzü, bedeninin her yeri daima tertemiz olur. Kıyafetleri de her zaman temiz, bakımlı ve düzgündür. Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da her zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve ferahlık verici olur. Müminlerin bu özelliklerine en güzel örnek yine Peygamberimiz (sav)'dir. Allah, bir surede Peygamberimiz (sav)'e şöyle buyurmuştur:

Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini tekbir et (yücelt) Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş. (Müddessir Suresi, 1-5)

Allah Kuran'da müminlere temiz olan şeylerden yemelerini bildirmiş, Peygamberimiz (sav)'e de, temiz olan şeylerin helal olduğunu müminlere bildirmesini söylemiştir:

"Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin…" (Müminun Suresi, 51)

"Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir." (Maide Suresi, 4)

Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde de müminlere temiz olmayı şöyle öğütlemiştir:

"Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, Zira cennete temizler girer”.31


Evden çıkmadan ve dönünce iki rekat namaz
*Evinden çıkacağın zaman iki rekat namaz kıl. O,seni kötü bir şekilde evden çıkmaktan engeller. Evine girdiğinde de iki rekat namaz kıl. O namaz da seni zararlı bir işten engeller. (Ramuz el-Ehadis)
Evden çıkarken okunacak dualar
*Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v.) Hâne-i Saâdet'inden çıkarken okuduğu duâsı şöyledir:



"Bismillâh. Tevekkeltü alellah. Allahümme innî eûzü en udille ev udalle. Ev ezille, ev üzelle. Ev ezlime, ev uzleme. Ev echele, ev yüchele aleyye."

"Allah'ın ism-i şerifini zikrederek evimden çıkıyorum. Bütün işlerimde Allah'a tevekkül ediyorum. Allah'ım, doğru yoldan sapmaktan, başkalarını saptırmaktan; hataya düşmekten, başkalarını da düşürmekten; haksızlık etmekten, haksızlığa uğramaktan; hürmetsizlik ve cahillik etmekten, yahut bunlara maruz kalmaktan sana sığınırım."


Evden çıkarken okunacak bir diğer kısa duâ da şudur:


"Bismillâh tevekkeltü alallâh. Lâ havle velâ kuvvete kuvvete illâ billâh."
"Allah'ın ismiyle (Allah'ın ismini söyleyerek) evimden çıkıyorum. Bütün işlerimde Allah'a dayandım. (O'na dayanıyor, O'na güveniyorum) Güç ve kuvvet ancak ve ancak Allah'ın yardımıyla olur."


Bir kimse evine girerken şu duâyı okur:


"Allahümme inni es'elüke hayra'l-mevleci ve hayra'l-mahrec. Bismillâhi velecnâ ve bismillâhi harecnâ ve alellâhi -Rabbine- tevekkelnâ."

"Allah'ım! (Evime) her giriş ve çıkışımda senden hayır ve iyilik dilerim. (Hayırlı bir şekilde girmeyi ve hayırlı bir şekilde çıkmayı istiyorum) Allah'ım senin mübarek adını anarak (Bismillâh diyerek evimizden) çıktık. Rabbimiz Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz sana tevekkül ettik (Sana dayanıp, sana güvendik)."
Sabah erkenden yapılacak iş bereketlidir
*Allah’ım Ümmetime günün ilk vakitlerinde yaptıkları işi bereketlendir.(İbn-i Mace)

Yolda yürüme
*Yürürken Konuşmamak
*Allah Resulü(O’na binler selam)Yürürken konuşmazdı.(Ramuz el-Ehadis)
Yorulunca uzun adım
*Sizden biriniz,yürürken yorulup aciz kalırsa adımlarını geniş atsın zira bu şekil yürüme yorgunluğunu giderir.(Ramuz el-Ehadis)
Camiye kısa adımlarla yürümek
*Zeyd ibnu Sabit(Allah O’ndan Razı olsun) anlatıyor: “Resulullah(O’na binler selam)ile mescide gidiyorduk. O adımlarını kısa kısa atıyordu.. Yolda bana sordu:”Biliyor musun seninle niçin böyle yürüdüm?”Ben: “Allah ve Resulu daha iyi bilir”dedim. Buyurdu ki:” Böyle kısa adımlarla yürümemin sebebi,namaza gidişte,adımlarımın sayısı çok olsun diyedir.” (   Buhari,Edeb ül Müfred)
Sofra adabı
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kıyamete kadar insan lığa gönderilmiş “en güzel örnek” ve her hâliyle bize “en büyük rehber”dir.


O’nun yeme-içme âdâbı da üzerinden asırlar geçse bile tazeliğini koruyor ve daha çok gündeme geliyor.

Diğer sünnetleri gibi yemek âdâbı da sadece sağlığın korunmasına yönelik değil, bilemediğimiz daha nice hikmetlerle doludur.

Özellikle günümüzde atıştırma (fast food),

bir öğünde çok çeşitli yeme,

işlenmiş besinlerin

(bol kalorili, özellikle doymuş yağa sahip, besin değeri az,

katkı maddeleri bol besinlerin)

ön plana çıkması, beraberinde birçok fizîkî rahatsızlıklar

(kilo problemleri, reflü, kötü vücut kokusu, bağımlılık, alerji, peklik, bulantı, çarpıntı, üriker)

ile mizaç ve davranış bozukluklarını
(sinirlilik, depresyon, zihin dağınıklığı, uyku bozukluğu, fobiler, gerginlik, unutkanlık vs.)
ortaya çıkarmıştır.

Yemek mi bizi yiyor,
biz mi onu, bilemiyoruz. Bunun için yeme içme âdâbımızı bir defa daha
Peygamber Efendimiz’in uygulamalarıyla kıyaslayıp gözden geçirmemiz gerekiyor.

Sevgili Peygamberimiz
-sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in
bu konuyla alâkalı hadîs-i şerîflerini,
sağlığa faydaları bakımından,
maddeler hâlinde açıklayarak yeniden hatırlatmaya çalıştık. Bu hadîs-i şerîflerin hepimize doğru ve dengeli beslenmeyi ve Cenâb-ı hakk’a lâyıkıyla kulluk yapabilmek için gerekli olan yeme miktarını göstereceğine inanıyoruz.
Peygamber Efendimiz’in yemek yerken oturma âdâbından yemek yeme şekline kadar yaptığı hemen her şeyin, Allah tarafından kendisine öğretildiği anlaşılıyor. Nitekim bir defasında Cebrâîl -aleyhisselâm- yüksek bir tepeye yaslanıp yemek yerken kendisine gelip âdâba uygun olan yeme şeklinin nasıl olması gerektiğini kendisine tâlim buyurmuşlardır. Ashâb-ı kiramdan Ebû Cuheyfe -radıyallâhu anh-, Kâinatın Efendisi’nin:
“Ben, bir şeye dayandığım hâlde yemek yemem!..” (Buhârî, Et’ime 13) buyurduğunu rivâyet etmiştir.

EFENDİMİZ’İN YEMEK YEME ÂDÂBI
1-Sevgili Peygamberimiz, yemeği oturarak ve sağ ayağını böğrüne çekerek yerlerdi. Bu hâliyle fazla yemeği engellemiş olurlardı. Peygamber Efendimiz’in Garra diye anılan bir karavanası vardı. Kuşluk vakti, kuşluk namazını kıldıktan sonra içinde serid (tirid) bulunan bu karavana getirilip ortaya konulurdu.
Tirid, ufak ufak doğranmış ekmek ve çokça etle birlikte yapılan yemeğe denir. Müslümanlar, tirid karavanasının başına toplandıkları zaman, Peygamber Efendimiz’in, iki dizinin üzerine çöküp oturduğunu gören bedevi:
“-Bu ne biçim oturuş?!” demekten kendini alamadı.
Peygamber Efendimiz:
“-Şüphe yok ki, Allah beni kerem sahibi bir kul kıldı, inatçı bir zorba değil! Haydi, kıyısından yemeğe başlayınız! Tepesinden, ortasından yemeyi bırakınız. Yemeğin bereketi, tepesinde, ortasındadır! Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, çanağın orta tarafından yemesin. Fakat, alt tarafından yesin. Çünkü bereket, onun orta tarafından iner!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Et’ime, 17)
2-Acıkmadan yemezlerdi. Böylece sindirim sistemine gereksiz yere yüklenilmesi engellenmiş olur.
3-Sofradan doymadan kalkarlardı. “Mü’min bir bağırsağı, kâfir de yedi bağırsağı doyuncaya kadar yer.” Ve yine “İnsanoğlunun belini doğrultacak kadar yemesi kâfîdir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye üçte birini de nefes alıp vermeye ayırmalıdır.” (Buhârî, Et’ime, 12) buyurarak az yemeye dikkat çekmişlerdi.
Araştırmalar, şişmanlığın bir sebebinin de beynin doyma merkezi uyarılana kadar yemeye devam etmekten meydana geldiğini göstermiştir. Doyma merkezi uyarılana kadar geçen sürede ihtiyacımız olmayan kalorileri de almış oluruz. Onun için yetecek miktar yedikten sonra yemeye ara verdiğimizde, biraz önce yediklerimizle zaten doymuş olduğumuzu fark ederiz.
4-Bir öğünde çok çeşitli yemezlerdi. Gıda alerjisi, hazımsızlık ve gaz sorunlarının sebeplerinin başında, aynı anda çeşitli ve karışık yemek gelmektedir.
5-Yemekten önce ve sonra ellerini yıkarlardı. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Yemeğin bereketi hem yemekten önce, hem de yemekten sonra elleri yıkamaktadır.” (Tirmizî, Et’ime, 39) buyurmuştur.
Bir başka hadîs-i şerîfinde de:
“Her kim elinde et ve yemek kokusu olduğu hâlde elini yıkamadan uyur ve ona bir zarar dokunursa, kendisinden başkasına suç bulmasın!..” buyurmuştur.
6-Akşam yemeğini terk etmemeye îtina ederlerdi. Nitekim:
“Bir avuç hurma ile de olsa, akşam yemeklerinden vazgeçmeyiniz, zîrâ akşam öğününün ihmâli, insanı ihtiyarlatır, bünyeyi yıpratır.” (Tirmîzî) buyurmuşlardır. Sabaha kadar uzun bir süre, vücudun enerji depolaması için akşamları az da olsa bir şeyler yemek gereklidir.
7-Yemekten önce ve sonra bir miktar tuz alırlardı, tuz ile başlarlardı. Yemekten sonra aldıkları tuz, yenilen şeylerin hazmını kolaylaştırır. Ekmekteki tuza niyet edince de bu sünnet yerine getirilmiş olabilir. Nitekim rivâyetlerde Peygamber Efendimizin:
“Ya Ali! Yemeğe tuz ile başla!..”
“Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitirenin vücudundan Allah Teâlâ yetmiş hastalığı alır!..” buyurduğu nakledilir.
8-Yemekten hemen sonra yatmanın kalbi katılaştıracağını bildirmişler, ancak yenilenlerin hazmedilmesinden sonra yatılabileceğini söylemişlerdir. Yemekten hemen sonra yatmak, “reflü” denilen, mideden yemek borusuna kaçak oluşma hastalığına, bu da kronik öksürük, göğüs ağrısı, mide yanması gibi rahatsızlıklara yol açar. Reflüye, aynı zamanda çok ve karışık yemek, alkollü içkiler içmek de sebep olabilmektedir.
9-Ömrü boyunca kepeği alınmamış ekmek yemişlerdir, bunu tercih etmişlerdir. Rivâyet edildiğine göre biri, ashâbtan Sehl bin Sa’d -radıyallâhu anh-’a:
“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hiç kepeksiz has undan yapılmış beyaz ekmek yedi mi?” diye sormuş. O da ona şu cevabı vermiştir:
“-Hayır! Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Allâh’ın O’nu peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç beyaz ekmek yemedi.”
O şahıs tekrar:
“-Elekleriniz var mıydı?” diye sormuş, Sehl bin Sa’d da:
“-Hayır!” demiştir. “Aleyhissalâtu vesselâm, Allâh’ın kendisini peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç elek görmemiştir.” Bunun üzerine o şahıs:
“-Öyleyse,” demiş, “siz arpa ununu elemeden nasıl yiyebiliyordunuz?”
Sehl -radıyallâhu anh- da:
“Arpayı öğütüyorduk, sonra üflüyorduk. Üfürüğümüzün tesiriyle uçabilen kepek uçuyor, geri kalan kısmına su katıp hamur yapıyor ve yiyorduk.” diye cevap vermiştir. (Buhârî, Et’ime, 22; Tirmîzî, Zühd, 38)
Bugün araştırmalar, kepek ve posalı besinlerin, sindirim sistemi hastalıklarından damar sertliği ve kansere kadar koruyucu bir rol üstlendiklerini ispat etmiştir.
10-Ayakta ve yürürken yiyip içmezlerdi.
11-Suyu tek yudumda içmemeyi tavsiye buyururlardı. Oturarak yudum yudum içerlerdi. Allah Rasûlü’nün şöyle buyurduğu nakledilir:
“Deve içişi gibi tek bir içişle su içmeyin, ikişer üçer yudumda için, içmeye «bismillah» diyerek başlayın, bitirince «elhamdülillah» deyin.” (Tirmizî)
Midenin ayakta ve oturur vaziyetteki pozisyonu farklıdır. Ayakta içilen su, doğrudan doğruya onikiparmak bağırsağına geçer. Midenin küçük eğriliğine uyan kısmında, mide caddesi denen bir oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek zaten devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını geçerek, onikiparmak bağırsağına geçer. Sıvılar oturarak içilirse, bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra onikiparmak bağırsağına geçer. Böylece oturarak su içen, birçok hastalıklarından korunmuş olur. Suyu veya meşrûbâtı ayakta içen, bu tehlikeye daha fazla mâruz kalır. (Dr. Hamit İspirlioğlu)
12-Meyveyi yemekten önce yerlerdi. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, erkenden kana karışan meyve şekeri, doyma merkezinin daha erken uyarılmasını sağlar, ayrıca meyve yemekten sonra yendiğinde sindirimin gecikmesiyle fermente olur ve sağlığa zararlı etil alkol, az miktarda da olsa vücut içinde teşekkül eder.
13-Eti sık yemez ve yağsız kısımlarını tercih ederlerdi. Böylece damar sertliğinin en önemli faktörlerinden olan doymamış yağ asitlerinden korunmuş olurlardı.
14-Çok soğuk ve çok sıcak yemezlerdi. Bu durum, diş sağlığını koruduğu kadar, kansere yol açabilecek doku hasarlarını da engeller.
15-Yemeği koklamamak lâzımdır. Zira bu hayvanların işidir. Rasûlullâh-sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Yırtıcı hayvanların kokladığı gibi, yemeği koklamayınız.”
Yine Peygamber Efendimiz yemek kabına üflemeyi ve onda nefeslenmeyi yasaklamıştır. İbni Abbas -radıyallâhu anhümâ- bu hususta şöyle demektedir: “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yiyeceğe ve içeceğe üflemez; kabın içine de solumazdı.” (İbni Mâce)
16-Eti bıçakla kesmez, ısırarak yerlerdi. Böylece normal lif yapısı, daha az kesintiye uğradığından daha rahat çiğnenir ve dişlerin arasında daha az artık kalır.
17-Yemeği sağ elle ve baş, şehâdet parmağı ve orta parmakla (üç parmakla) yerlerdi. Isırdıkları lokmayı tekrar tabağa sokmazlardı. Abdullah İbni Ömer -radıyallâhu anhümâ-, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
“Biriniz yemek yediği zaman sağ eli ile yesin. Bir şey içtiği zaman da sağ eliyle içsin. Çünkü ancak şeytan, sol eliyle yer ve içer.” (Tirmizî, Et’ıme, 9)
18-Ağızlarından bir şey çıkaracakları zaman sol tarafa dönerler ve sol elleriyle çıkarırlardı.
19-Yemeğin toplu yenilmesini öğütlerlerdi.Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ashabı dediler ki:
“-Ey Allâh’ın Rasûlü!.. Biz yiyoruz, ancak bir türlü doymuyoruz (ne yapalım)?”
Bunun üzerine, Rasûlullâh:
“-Ayrı ayrı yemekte olmayasınız?” diye sordu.
“-Evet.” dediler.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de:
“Öyleyse yemeğinizde toplanın (bir sofra kurarak hep beraber yiyin), yemeğe Allâh’ın ismini zikrederek (Bismillâhirrahmanirrahim diyerek) başlayın. Böyle yaparsanız yemeğiniz, hakkınızda mübârek kılınır.” (Ebû Dâvud, Et’ime, 15)
Çok elin uzandığı sofrada bereket vardır.Bu hususla ilgili, Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “İki kişilik yemek üç kişiye, üç kişilik yemek de dört kişiye yeter.” (Buhârî)
20-Soğan ve sarımsak gibi etrafa koku yayan şeyler yenildiğinde cemiyet içerisine çıkmaktan çekinmek gerektiğini ifade buyururlardı. Hazret-i Câbir-radıyallâhu anh-Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
“Sarımsak ve soğan yiyen kimse bizden uzak dursun yahut mescitlerimizden uzaklaşsın, evinde otursun.” (Buhârî, Et’ime, 49)
21-Yemeye besmele ile başlar, tefekkürle yer, hamd ve duâ ile bitirirlerdi. Huzurla ve yavaş yemek, iyi sindirim ve yenenlerden tam faydalanmak için gerekli olduğu gibi doyma merkezi uyarılana kadarki süreyi, ihtiyacımızdan fazlasını yiyerek geçirmemizi de engeller.
22-Günde iki öğün yerlerdi. İlk devir metinlerinde, yemek için “iki öğün”den bahsedilmektedir. İki öğünden biri ise, daima hafif yiyecekler şeklinde olmuştur. Hazret-i Peygamber’in hafif yiyeceklerini ise “hurma” teşkil etmiştir.
23-Rasûlullâh Efendimiz’in yemekte aradığı başlıca özellik, onun, helâl, temiz ve vücûda faydalı olup olmayışıdır. Yemek seçme ve yemeğe kusur bulma âdetleri ise kesinlikle yoktu. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- der ki:
“Peygamber Efendimiz, hiçbir yemeği kat’iyyen seçmezlerdi. Önüne konan yemeyi, eğer iştahı varsa yer, yoksa yemezlerdi.
24-Peygamber Efendimizin, hiçbir yemeğe karşı aşırı düşkünlüğü olmadığı gibi, “canı çekme” diye bir hâlleri de görülmemiştir.“İnsanın, canının çektiği her şeyi yemeye kalkışması israftan sayılır.”
25-Rasûlullâh Efendimiz’in yaşadığı dönemde yemek, “yer sofrası”nda ve “tek kap”tan yenirdi. Birlikte yeme yanında, “birlikte kalkma” da Peygamber Efendimiz’in sofra âdâbı konusundaki tavsiyelerindendir. Şöyle buyurdukları naklediliyor:
“Sofra konduğu zaman, hiç kimse, sofra kaldırılıncaya kadar kalkmasın. Ve karnı doysa bile, sofrada bulunanları mahcup etmemek için, herkes doyuncaya kadar elini sofradan çekmesin. Yâni, doyduğunu hissettiren bir davranışta bulunmasın. Zîrâ erken kalkmakla, kişi arkadaşını mahcup etmiş olur; o da, yemekten elini çekmek mecbûriyetinde kalır. Ola ki, onun karnı henüz doymamıştır!”
26-Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Peygamber Efendimiz, yemeği yiyip sofradan kalkacağında:

“el-Hamdü lillâhillezi et’amenâ ve sekânâ ve ce’alenâ min’el-müslimîn” yâni “Bizi yedirip içiren ve müslümanlar zümresinden kılan Allâh’a hamdolsun!.”
diyerek duâ ederdi.


Ebû Ümâme -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Rasûlullah Efendimiz, önlerinden sofra kaldırılacağı sırada “el-Hamdu lillâhi hamden kesîran tayyîben mübâreken fîhi ğayra müveddein velâ müstağnen anhü Rabbenâ” yâni “Yâ Rabbi, Sana; sonsuz, gösterişten uzak, ardı arkası kesilmeyen bir hamdle hamdederim; Dergâh-ı İzzet’inde kabûl görmemiş ve kendisinden yüz çevrilmiş bir hamdle değil Rabbim!..” şeklinde duâ ederlerdi.” buyurmuştur.


* * *

Rabbim yediklerimizi bedenimize ve ruhumuza maddî-mânevî gıda ve şifâ kılıp kulluğumuzu lâyıkıyla îfâ edebilmeyi cümlemize nasip eylesin! Âmin.

Yemekten önce yapılacak dua

Peygamber Efendimiz yemeğe başlarken şöyle dua ederdi:

"Allahumme barik lena fima razektena ve kına azabennar", " Bismillah"

Allahım; rızık olarak bize verdiğini bereketlendir, bizi ateş azabından muhafaza eyle, Allahın ismiyle başlıyorum. (Nevevi, Ezkar, 205; Mecmuatü'l-Ahzab)

Yemeğe başlarken besmele çekilmesiyle ilgili Hadisler vardır:

“Besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!”( Buhârî, Et`ime 2, 3; Müslim, Eşribe 108. Ayrıca bk. Tirmizî, Et`ime 47; İbni Mâce, Et`ime 8. )
“Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah’ desin.”( Ebû Dâvûd, Et`ime 15; Tirmizî, Et`ime 47.)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında birisi yemek yiyordu. Adam son lokmaya kadar besmele çekmedi. Son lokmayı ağzına götürürken “bismillâhi evvelehû ve âhirehû” (baştan sona bismillâh) dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem güldü ve şöyle buyurdu: “Şeytan onunla birlikte yemek yiyordu. Adam besmele çekince, şeytan yediklerini kustu.” Ebû Dâvûd, Et`ime 15; Nesâî, es–Sünenü’l–kübrâ, Âdâbü’l–ekl, 15.

Hz. Peygamber (a.s), yemeklerden sonra da pek çok dua yapmıştır. Bu sebeple yemek duası ile ilgili oldukça çok hadis-i şerifler mevcuttur. Bu duaların bir kısmını birleştirerek okumakta fayda vardır şöyle ki:

"Bize yediren, içeren, Müslüman olmayı nasib eden Allah'a hamdolsun." (Ebû Dâvud III, 475).

Âllah'ım! Bize bu yediğimiz yemek sebebiyle bereket ver, hakkımızda bu yemeği mübarek kıl. Bize bu yemekten daha hayırlı olanını yedir." (Tirmizî, Daavat, 55)

"Bize rızık ver, sen rızık verenlerin en hayırlısısın." (Maide, 5/114). Allahım! Biz senden nimetin tamamını, kusursuz ümmeti ve ayetin devamını istiyoruz." (Ebu Davud III, 501).

Enes b. Mâlik (r.a) anlatıyor: Rasûlüllah (a.s) şöyle buyurdu: "Yemeğini yedikten sonra şu şekilde duâ eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır" "Sarfedilen güç ve kuvvet bana ait olmadığı halde bu nimeti bana yediren, bana rızık olarak takdir buyuran Allah'â hamd olsun"(Tirmizî, Daavât, 56).
Davet sahibine yapılacak dua:
*Allah’ım! Onların mallarına bereket ver. Onlara bol rızık ver. Onları bağışla ve onlara merhamet eyle!8,(Katıldığı davetlerde)(Nesai)
İkram edilen Yemekten utanmak ve onu hakir görmek helak sebebidir
*Kişiye şer olarak,kendisine sunulanı beğenmemesi yeterç(İmam Munziri)
Su içmek
Su dinlenerek içilir
*Suyu deve gibi bir solukta içmeyin. İki –üç solukta,dinlene dinlene için. Su içerken besmele çekin. Bitirince de Allah’a hamdedin.(Tirmizi)
*Sizden kimse sakın ayakta su içmesin.(Müslim)

Sağdan başlama
İyi, güzel ve olumlu her işi sağ elle, böyle olmayanları sol elle yapmak gerekir.

 İnsanda güzellik ve ulvîlik duygusu uyandıran bir yere girerken sağ ayakla, böyle olmayan yerlere de sol ayakla girmelidir.

Ticaret,alış-veriş
İnsanlar birbirlerine muhtâc olup, birlikde yaşamağa mecbûrdurlar. Bey’ [satmak] ve şirâ [satın almak], ya'nî alış veriş olmasaydı, yer yüzünde nizâm olmazdı. İslâmiyyetde bey’ ve şirâ, arz ve taleb esâsına göre yürür. İslâmiyyet, ferdin iktisâdî hürriyyetine saygı gösterir. Husûsî teşebbüslere ve sermâyeye salâhiyyet verir. Allahü teâlânın emr etdiği bu ticâret ahkâmı, Karl Marks ismli bir yehûdînin serhoş kafası ile ortaya koyduğu, sosyalizm adındaki, siyâsî bir iktisâd rejimi ile taban tabana zıddır. Hür dünyâ devletlerinde tatbîk edilmekde olan liberal iktisâd sistemi, islâmın ticâret ahkâmına yakındır. İslâmiyyetin gösterdiği iktisâd yolu, özel teşebbüsü ortadan kaldıran Markscı sosyalizm olmadığı gibi, devletin iktisâdî hayâta hiç dokunmamasını istiyen Adam Smith liberalizmi de değildir. Uşr, harâc, âşirin topladığı zekât, cizye, narh koymak, Beyt-ül-mâlın diğer gelirlerini toplamak ve sarf etmek, devletin elinde olduğu için, islâm iktisâdı, başı boş bir liberalizm değildir. İstihsalde mümkin olduğu kadar özel teşebbüsü, millî gelirin ferdlere taksîminde de, sosyal adâleti sağlıyan hükmlerdir.


Bir kimse imâm-ı a’zam Ebû Hanîfeden “rahmetullahi aleyh” sordu ki, (Vaktlerimi ibâdet ile geçirmek istiyorum. Bana birşey yaz da, hep onu yapayım!) İmâm-ı a’zam alış veriş bilgilerini yazıp verince, (Bu, tüccârlara lâzım olur. Ben evimde oturup ibâdet ile meşgûl olacağım) dedi. Cevâbında, (Yiyecek ve giyecek lâzım olmıyan kimse var mı? Ahkâm-ı islâmiyyenin alış veriş kısmını bilmiyen, harâm lokmadan kurtulamaz ve ibâdetlerin sevâbını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azâba yakalanır ve çok pişmân olur) buyurdu. (Bezzâziyye)de diyor ki, (Alış veriş bilgisini öğrenmiyenin, ticâret yapması harâmdır. İmâm-ı Ebülleys de “rahmetullahi teâlâ aleyh” böyle buyurmuşdur. İmâm-ı Muhammed Şeybânîye “rahmetullahi teâlâ aleyh”, Zühd hakkında bir kitâb yaz dediklerinde, zühd için bey’ bilgisi yetişir buyurdu).
 

Kur’ân, Bizden Nasıl Bir Konuşma Üslûbu İstiyor?


Kur’ân-ı Kerîm, bizleri evvelâ güzel ve düzgün ifâdeler kullanmaya dâvet ediyor. İnsanlara “kavl-i hasen”1, yâni en güzel sözü söylemeyi emrediyor.

Anne-babaya karşı “öf” bile deme, onlara; • (kavlen kerîmâ)2, yâni ikramkâr ve iltifatkâr söz söyle, buyuruyor.

    Fakir-fukarâya, muhtaç ve mahrumlara verecek bir şey bulamıyorsan, hiç olmazsa onlara karşı, • (kavlen meysûrâ)3, yâni gönül alıcı, rûhu dinlendirici, tesellî edici bir söz söyle, buyuruyor.

Başa kakmak ve gönül incitmek sûretiyle ecri zâyi edilen bir sadakadansa • (kavlün ma’rûfun)4, yâni tatlı bir söz daha hayırlıdır, buyuruyor.

Kanadı kırık bir kuş gibi himâyeye muhtaç yetimlere, yakın akrabâya, yoksullara karşı yine •(kavlen ma’rûfâ)5, yâni güzel söz ve tatlı dille konuş, buyuruyor.

Kalbinde mânevî hastalık bulunan kimselere karşı herhangi bir töhmete, fitneye veya yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için yine • (kavlen ma’rûfâ)6, yâni yerinde ve uygun bir söz söyleyin, buyuruyor.

Zâlimlerin kalbini yumuşatmak için •(kavlen leyyinâ)7, yâni yumuşak söz söyleyin, buyuruyor. Tebliğde sert ve haşin hitapların, menfî bir tesir hâsıl edeceğini telkîn ediyor. Bu yüzden tatlı dille, güler yüzle, nefret ettirmeden, bilâkis müjdeleyen ve muhabbeti artıran bir üslûb ile konuşmayı öğütlüyor.

Yine tebliğ esnâsında •(kavlen belîgâ)8, yâni gönüllere işleyecek tesirli ve belîğ bir söz söyleyin, buyuruyor. Böylece sözümüzün tesirli olabilmesi ve gönüllere ulaşabilmesi için kalpten gelmesi gerektiğini, aksi hâlde sırf dilden çıkan ifâdelerin bir kulaktan girip diğerinden çıkacağını telkîn ediyor. Tıpkı kaldırım kenarlarında açan çiçekler gibi, gönülden gelmeyen sözlerin de tesir bakımından gayet kısa ömürlü olacağını ihtâr ediyor.
Ayrıca tebliğ veya irşâdın sıradan sözlerle değil; belîğ, yâni rûha tesir edecek, güzel, hikmetli, edebî ve titizlikle seçilmiş özlü ifâdelerle yapılması da ilâhî emirler cümlesindendir. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur:

“(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle dâvet et!..” (en-Nahl, 125)
Ruhlar hikmete meclûbdur. Hikmetli söz, rûhun gıdâsıdır. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur ki:

“Nükteli ve hikmetli söz ve davranışlarla ruhlarınızı dinlendirin. Zîrâ bedenlerin yorulduğu gibi ruhlar da yorulur.”
Yâni mü’minin dili, ilâhî hakikatlerin bediî ve rûhânî güzelliklerini sergileyen bir hikmet pınarı olmalıdır.
Yine Kur’ân-ı Kerîm, kendimiz için doğruluk, adâlet ve hakkâniyetle muâmele görmek istiyorsak, işlerimizin ve hâllerimizin düzelip Allâh’ın bizi affetmesini diliyorsak, bizim de her hususta doğru, samîmî, âdil ve hak-şinas olmamızı emrederek • (kavlen sedîdâ)9, yâni doğru söz söyleyin, buyuruyor.

Nitekim doğru sözlü olmak ve hiç kimseyi aslâ aldatmamak, müslümanlığımızın olmazsa olmaz bir şartıdır. Müslüman, acı da olsa, kendi aleyhine bile olsa doğruyu söyler. Nitekim Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şakalarında bile hakîkat dışı bir ifâde kullanmamışlardır. Zîrâ O’nun doğruluk şuuru öyle bir kalbî rikkat hâline gelmişti ki, bir kadının çocuğunu çağırırken:

“-Gel bak sana ne vereceğim!” demesi üzerine hemen kadına, ona ne vereceğini sormuş, kadın da birkaç hurma vereceğini söyleyince:

“-Şâyet ona bir şey vermeyecek olsaydın,
sana bir yalan günâhı yazılırdı.” buyurmuşlardır. (Ebû Dâvud, Edeb, 80/4991; Ahmed, III, 447)

İşte hidâyet rehberimiz Kur’ân-ı Kerîm nice âyetiyle biz mü’minleri doğru, düzgün, münâsip, yumuşak ve tatlı ifâdelerle konuşmaya dâvet etmekte, bunların zıddı olan konuşmalardan da sakındırmaktadır.

Kur’ân’ın Men Ettiği Konuşmalar
Kur’ân-ı Kerîm, şirk ve küfür ehlinin hakîkat dışı ifâdelerinin, “vebâli çok büyük söz”10, “boş söz”11ve “tenâkuz dolu söz”12 olduğunu bildirir. Başta şirk, nifak ve küfür gibi Allâh’a karşı irtikâb edilenler olmak üzere her türlü “yalan söz”ü13 de şiddetle yasaklar. Bu cümleden olarak yalancı şâhitlik yapanlara Kur’ân’ın tehdîdi gerçekten pek büyüktür.
Cenâb-ı Hak, kötü sözlerin14 ve bununla birlikte çirkin davranışların -mazlumun hâkim önünde ifâde etmesi gibi istisnâlar hâriç- ulu-orta söylenip alâkalı-alâkasız herkese ifşâ edilmesini yasaklar. Zîrâ bâzı çirkinliklerin anlatılıp duyurulması, onların öğrenilip yaygınlaşmasına sebebiyet verir. Edepsizlik ve hayâsızlık türünden konuşmalar da böyledir. Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Müstehcen konuşmak, münâfıklıktan bir bölümdür.” (Tirmizî, Kitâbu’l-Birr ve’s-Sıla, 80)
Bir de kötü ifâdelerin dile yerleşmesinden sakınmak lâzımdır. Şu kıssa bunu ne güzel îzah eder:
Îsâ -aleyhisselâm- yolda bir domuza rastlar. Ona; “Selâmetle yoldan çekil!” der. Yanında bulunanlar:
“–Bunu şu domuz için mi söylüyorsun?” diye sorarlar. (O ise, domuz kelimesini telâffuz etmekten ve o hayvana hitapta bile kaba bir ifâde kullanmaktan sakındığını belirtmek üzere)

“–Ben, dilimi çirkin sözler söylemeye alıştırmaktan korkuyorum!” cevâbını verir. (Muvatta, Kelâm, 4)
Lisanda gerekli gereksiz çokça tekrar olunan kelimelere “pelesenk” denir ki, bu bir konuşma zaafıdır. Hele böyle bir kelime yakışıksız veya kaba ifâdeli ise, bunun mahzûru çok daha büyüktür. Sâlih insanları incitip uzaklaştıracak bu kötü huy, mü’minlere yakışmaz. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:
“Allah katında en kötü kimse, ağzının bozukluğundan dolayı insanların kendisiyle buluşmayı ve görüşmeyi terk ettiği kimsedir.” buyrulur. (Buhârî, Edeb, 48)

Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- konuşma esnâsında kaba ve çirkin kelimelerin kullanılmasını istemez, aynı mânâyı ifâde eden farklı kelimeler varsa, edep ve nezâkete en uygun olanının kullanılmasını tavsiye ederdi.
İnsanları aldatmak için sözü allayıp pullamak, bir şeyi olduğundan farklı göstermek maksadıyla mübâlağalı ve yaldızlı lâflar15 kullanmak da Kur’ân’ın men ettiği bir konuşma tarzıdır. Mü’min, sözlerinin kolay anlaşılır olmasına dikkat etmelidir. Konuşmaktan maksadın, merâmını net bir şekilde ifâde etmek olduğunu unutmamalıdır. Tasannûya kaçmak, yâni gayr-i tabiî bir sûrette süslü sözlerle edebiyat yapmaya kalkışmak ve bilgiçlik taslamak, muhâtaplar nazarındaki îtimat ve îtibârı zedeler. Sadece konuşmuş olmak için böyle davranıldığı düşüncesini doğurur. Nitekim Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, bu tip konuşmaların ilâhî gadabı celbettiğini haber vermiş ve bir defâsında da şöyle buyurmuştur:

“Kim, insanların kalbini çelmek (kendine çekmek) için kelâmın (şatafatlı) kullanılışını öğrenir, (insanları bıktırırcasına) sözü gereğinden fazla uzatırsa, Allah kıyâmet günü ondan ne farz ne nâfile hiçbir ibâdetini kabûl etmez!” (Ebû Dâvûd, Edeb, 86/5006)

Bu sebeple sözü fazla uzatmadan, kısa ve öz bir şekilde ifâde etmek gerekir. İfâdelerimiz berrak bir su gibi duru, sade, fakat akıcı olmalıdır. Zîrâ Hazret-i Mevlânâ’nın ifâdesiyle; “Uzun sözü, maksadını anlatamayan söyler.” Lâfı uzatmak, dönüp dolaşıp aynı şeyi tekrarlamak, hem muhâtabı sıkar hem de onu anlayışsız yerine koymak olur. Buna edebiyatta “itnap” yâni sözde gevezelik denir.
Güzel konuşmak için, evvelâ dinlemeyi öğrenmek de şarttır. Cenâb-ı Hak, çok dinleyip az konuşması için insana iki kulak, bir dil bahşetmiştir. Çok konuşmak, insanı gözden düşürür. Bir de içi boş tartışmalarla uzun uzadıya konuşup vakit isrâfından sakınmalıdır.

İmam Evzâî (v. 157) der ki:
“Allah, bir topluluğa şer murâd ederse, onlara gereksiz yere cedel (tartışma) kapısını açar ve onları amelden alıkoyar.”
Bu yüzden gereksiz çekişmeler ve boş lâkırdılar da konuşmanın israfı cümlesindendir. Efendimiz
-aleyhissalâtü vesselâm- buyururlar ki:

“İnsanoğlunun konuşmaları lehine değil, aleyhinedir. Ancak iyiliği emretmek veya kötülükten men etmek için yaptığı konuşmalar bunun dışındadır.” (İbn-i Mâce, Fiten, 64)
“Yâ Hafsa! Çok konuşmaktan sakın. Söylenen şey zikrullâh olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allâh’ı çokça zikret. İşte bu, kalbi diriltir.” (Ali el-Müttakî, no: 1896)
“…Hayırlı şeyler konuşmak, sükûttan daha iyidir; sükût da kötü şeyler konuşmaktan daha iyidir.” (Hâkim, III, 343; Beyhâkî, Şuab, 256/4993)

Dolayısıyla nerede, ne zaman ve ne kadar konuşacağını iyi ayarlamak gerekir. Şeyh Sâdî-i Şîrâzî ne güzel söyler:
“İki şey akıl hafifliğini gösterir: Söyleyecek yerde susmak, susacak yerde söylemek.”

Ayrıca muhâtabın durumuna göre ses tonunu da nâzik bir şekilde ayarlamak îcâb eder. Çok yüksek ve bed bir sesle, kaba-saba konuşup kulak tırmalamak da,
Kur’ân-ı Kerîm’in men ettiği konuşmalardandır.
Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman, 19)
Nitekim bâzı sahâbîlerin, Peygamber Efendimiz’in huzûrunda yüksek sesle konuşmaları üzerine şu ilâhî ihtar gelmiştir:
“Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin! Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’le yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.” (el-Hucurât, 1-2)

Bu da büyüklerin ve hürmete şâyan kimselerin huzûrunda edeben sesi kısmak gerektiğini ifâde etmektedir.
Ayrıca dili; dedikodu, gıybet, iftirâ, sû-i zan gibi çirkinliklerle de kirletmemek îcâb eder. Bunlar, kalpteki fesâdı gösteren dilin âfetleridir.

Velhâsıl, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmış bir mü’min, açılmış bir çiçek gibi güzelliğiyle, hoş râyihasıyla, rûhu okşamalıdır. Her sözü, rûha gıdâ olan pırlanta ifâdelerden müteşekkil olmalıdır. Sîmâsından tebessümü eksik etmemeli, tatlı diliyle rahmet tevzî etmelidir. Şahsiyeti ve davranışları itibâriyle “ahsen, ecmel ve ekmel” kıvâmında olmalıdır.
Ahsen, yâni her işi en güzel olmalı, etrafına dâimâ güzellik tevzî etmelidir.

Ecmel, yâni gönle huzur ve ferahlık verecek zarâfet ve letâfette olmalıdır.

Ekmel, yâni çok olgun, en mükemmel olmalıdır.
Böylesine ideal mü’minlerin her işi ve eseri, İslâm’ın güzelliğini, ihtişâmını, estetiğini, huzûrunu ve güleryüzünü aksettirir.

Hilye-i şerîfelerde nakledildiğine göre, Peygamber Efendimiz’in yüzünde nûr-i melâhat, sözlerinde selâset, hareketlerinde letâfet, lisânında talâkat, kelimelerinde fesâhat, beyânında fevkalâde belâğat vardı. Konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı, kelimeleri ne fazla ne de eksik idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından rahatça anlaşılırdı. Çabuk çabuk konuşarak sözlerini arka arkaya sıralamazdı. Hâsılı O, insanların en fasih, veciz ve hikmetli konuşanı, en özlü söz söyleyeni ve merâmını en doğru şekilde ifâde edeni idi.

Ebû Kursâfe -radıyallâhu anh- şöyle der:
“Ben, annem ve teyzem, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bey’at edip yanından ayrıldığımızda, annem ve teyzem bana:

«–Yavrucuğum, bu zât gibisini hiç görmedik! Yüzü O’ndan daha güzel, elbiseleri daha temiz ve sözü daha yumuşak başka birini bilmiyoruz. Sanki mübârek ağzından nûr saçılıyordu.» dediler.” (Heysemî, VIII, 279-280)
Rabbimiz biz kullarını, Âlemlere Rahmet Efendimiz’in rahmet lisânına âşinâ kılsın! Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanıp her hâl ve hareketimizi Kur’ân ölçüleriyle tanzîm edebilmemizi nasip ve müyesser eylesin!
Âmîn…

İslamda oturma,meclis,sohbet
İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz bir kimseyi oturduğu yerden kaldırıp sonra onun yerine kendisi oturmasın. Fakat açılarak halkayı genişletiniz.”
İbni Ömer, bir kimse kendisi için oturduğu yerden kalktığında onun yerine oturmazdı.[2]
 Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz oturduğu yerden kalkar, sonra tekrar dönüp gelirse oraya oturmaya herkesten fazla hak sahibidir.”[3]
Câbir İbni Semüre radıyallahu anhümâ şöyle demiştir:
Biz Nebiyy–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna vardığımız zaman, her birimiz nerede yer bulursa oraya otururdu.[4]
 Ebû Abdullah Selmân el–Fârisî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse cuma günü gusül abdesti alır, elinden geldiği kadar temizlenir, ya kendi özel kokusundan veya evinde bulunan güzel kokudan sürünür ve evinden çıkar, iki kişinin arasına girmez, sonra üzerine farz olan namazı kılar, imam hutbe okurken susup onu dinlerse, o cuma ile öteki cuma arasındaki günahları bağışlanır.”[5]
Amr İbni Şuayb, babası vasıtasıyla dedesi Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anh’den rivayet ettiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Kendileri müsaade etmedikçe, iki kişinin arasına oturmak bir kimseye helâl olmaz” buyurdu.[6]
Ebû Dâvûd’un bir rivayetinde şöyledir:
“İzinleri olmadıkça iki kişinin arasına oturulmaz.”[7]
 Huzeyfe İbni Yemân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem halka teşkil eden bir topluluğun ortasına oturan kimseye lânet etmiştir.[8]
Tirmizî’nin Ebû Miclez’den rivayetine göre, bir adam gelip halkanın ortasına oturmuştu. Bunun üzerine Huzeyfe:
Halkanın ortasına oturan kimse, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in lisanıyla veya Allah tarafından Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in lisanıyla lânetlenmiştir, dedi.[9]
 Ebû Saîd el–Hudrî radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:
“Meclislerin en hayırlısı en geniş olanıdır” buyururken işittim.[10]
•   Rahat edilmesi ve hoşlanılmayacak hareketlere sebep olmadığı için geniş yerler tercih edilmelidir. [11]
•   . Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kim bir mecliste oturur ve orada bir sürü faydasız ve mânasız sözlerle vakit öldürür de, o meclisten kalkmadan önce, Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke: Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim, derse, o mecliste yapmış olduğu hataları bağışlanır.”[12]
 Ebû Berze radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem meclisten kalkmak istediğinde, son söz olarak şöyle dua ederlerdi:
“Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke”: “ Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim.” Bunun üzerine bir adam:
– Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz ki sen, daha önce söylemediğin bir söz söylüyorsun! dedi. Resûl–i Ekrem:
“Bu söylediğim sözler, mecliste işlenen hata ve kusurlara keffârettir” buyurdu.[13]
 İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu duaları yapmadan önce bir meclisten kalktığı pek az olurdu:
“Allahım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi, cennetine ulaştıracak kadar tâatini nasib eyle. Dünya musîbetlerini hafifletecek güçlü iman ver. Allahım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimizde musîbete uğratma. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve gayemiz, ilmimizin sonu kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme.”[14]
* İnsanlar sabah erkenden işlerine güçlerine başlayıp akşama kadar dünyalık peşinde koşarlar. Akşamları bir araya geldiklerinde ise yine dünyalık, yine mal, mülk, servet, dünya istikballerini konuşarak zamanlarını geçirirler. Gündüz dünyalığa koşan insanlar geceleyin bari Allah’ın dinini öğrenmek üzere sohbetler edip ayet ve hadisleri öğrenmeye çalışsalar ve dünya-ahiret dengeli gitse ne iyi olur. Bu konuda 485 nolu hadisle birlikte 55. bölümün tüm hadislerini ve ayetlerini bir daha okumak çok iyi olur. [15]
 Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Herhangi bir topluluk oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarlarsa, merkep leşi yanından kalkmış gibi olurlar. O meclis de onlar için bir pişmanlık olur.”[16]
 Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir cemaat oturduğu mecliste Allah’ı anmaz ve peygamberlerine salât ve selâm getirmezlerse, bu meclis onlar için bir nedâmet olur. Allah dilerse onlara azâb eder, dilerse mağfiret eder”[17]
 Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse bir mecliste oturur da orada Allah Teâlâ’nın ismini anmazsa, Allah’a karşı eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur. Bir kimse yatağa yatar da orada Allah Teâlâ’yı zikretmezse, yine eksik bir iş yapmış, bir günah işlemiş olur.”[18]
•   Müslüman yahudiler gibi sadece dünyayı tercih edip ahireti ihmal ederek Allah’ın gazabını kazanan insanlar gibi olmamalı. Din ile dünyayı birlikte götürüp her iki tarafı da ihmal etmemelidir. Allah rızası için hiçbir şey konuşulmadan onun ismi, kitabı, peygamberi ve sünneti anılmadan kalkılan toplantılar sanki merkep leşinin başından dağılan yırtıcı, vahşi ve pis tabiatlı hayvanlar gibi kabul edilirler. Çünkü zamanları iftira, gıybet, dedikodu ve cenneti kazandırmayacak işler ile geçmiş demektir. [19]


İslamda şaka
Hz. Peygamber bizzat şaka yaparak da mizahın bir ihtiyaç olduğunu göstermiştir. Bir gün Ebū Hureyre (ö. 74/693), Hz. Peygamber’in hareketini anlayamamış ve bu hareketi beklememiş olmalı ki, yaptığı karşısında:

“Ya Rasulelllah! Bize şaka mı yapıyorsun?” diye sorunca o da:

“Evet, ben şaka yaparım, fakat sadece doğruyu söylerim” cevabını vermiştir.

Hz. Peygamber şaka yaparken dikkat edilmesi gereken kurallar olduğunu belirtmiştir. Ebū Hureyre hadisinde olduğu gibi mizahı, yalan ve uydurma sözler söyleyerek, bir anlamda insanlara manen zarar verecek şekilde yapmamak, şaka ile de olsa bir kişinin malına el koymamak herhangi bir kimseyi korkutmamak ve tedirgin etmemek gibi kurallar bunlardan bir kısmıdır.

Kapı Çalma,İzin isteme
İzin üç kez istenir
*Sizden biriniz üç defa izin ister de ona izin verilmezse,geri dönsün.(Ebu Davud)
Esneme
*Sizden biri esneyeceği zaman,gücü yettiği kadar yutkunsun(Buhari,Edeb ül Müfred)
*Allah,esnemeden hoşlanmaz. Esneme şeytandandır. Biriniz namazda esneyecek olursa,imkan nisbetinde kendini tutsun ve “hah”diye ses çıkarmasın. Zira bu,şeytandandır,şeytan kendisine gülüyor demektir.(Buhari)
Hapşırma
Âmir İbnu Rebia (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)ın arkasında namaz kılan birisi, namazda hapşırdı ve şu duayı okudu: "Mübarek (heyrı boI), ihlaslı ve çok hamdle Allah'a hamdederiz, tâ Rabbimiz razı oluncaya kadar; dünya ve âhiret işindeki rızasından sonra da (hamdimize devam ederiz)." Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazdan çıktıktan sonra: "Namazda dua okuyan kimdi?" diye sordu. Ancak okuyan kişi süküt etti. Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) tekrar sordu:
"Duayı kim okudu? Zira fena bir şey söylemedi." Bunun üzerine adam: "Bendim, bu dua ile sâdece hayır murad ettim" dedi. Efendimiz:
"(Duanız) Rahman'ın Arşına kadar yükseldi" buyurdu."
Ebü Dâvud, Salât 121, (770, 774); Tirmizi, Salât 296, (404); Buhâri, Ezan 115, (muhtasaran); Muvatta, Kur'àn 25, (1, 212); Nesâi, İftitah 112 (2,196).
Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden biri hapşırınca "Elhamdülillah alâ külli hâl." (Her hal için elhamdülillah) desin. Kardeşi de yahut arkadaşı da- ona "Yerhamükâllah" diye cevap versin. (Kardeşi bunu) kendisi için söyleyince, hapşıran da Yehdikümullah ve yuslih baleküm (Allah size de hidâyet versin ve işinizi düzeltsin) desin."
Buhâri, Edeb 126, Ebü Dâvud, Edeb 99, (5033).
Acele etmemek
*Dikkat ve temkinle hareket etmek Allah’tan,acelecilik ise şeytandandır.(Tirmizi)
Kolayı seçmek
*Allah Resulü(O’na binler selam)iki şey arasında serbest olduğu zaman mutlaka kolay olanı tercih ederdi.(Ahmed b.Hanbel)
Tükürmek
*Kıble tarafına tüküren kimse Kıyamet Günü’nde tükürdüğü iki göz arasında Mahşer Meydanında gelir.(İbn Hüzeyme)

İslamda Sadaka vermek
Allah Yolunda İnfak

"Ey Muhammed! Allah yolunda" sana ne infak edeceklerini soruyorlar  De ki: "İnfak ettiğiniz hayırdan; ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolda kalanlara verin  Hayır olarak ne yaparsanız muhakkak ki Allah onu bilir " (Bakara:215)
Bazı alimlere göre bu ayet zekat ayetiyle mensuh olmuştur  Bazılarına göre ise; Bu ayet zekat dışında Allah için yapılan nafile harcamayı bildirmektedir  Dolayısıyla mensuh değildir  Doğru olan görüş de budur
Allah (cc) malı olan ve yalnız zekatla yetinmeyip Allah için zekat dışında da tasaddukta bulunmak isteyenlere, kimlere tasaddukta bulunmalarının daha iyi olduğunu bildirerek; "Babalarınıza, annelerinize, yakın akrabalarınıza, küçükken babası ölen ve ihtiyaç içinde olan yetimlere, hiçbir malı olmayan, insanlardan istemeye utanan ve dilenmeyen miskinlere ve zengin olsa bile, yolculuk şartlarından dolayı ihtiyaçlı duruma düşen yolda kalmışlara infak etmeniz daha iyidir  Müslümanların infaka çok ihtiyaçlarının bulunduğu bir durumda infakta bulunmanız ise daha efdaldir " buyurmaktadır
Rasulullah (s a s) hicret ettiği zaman müslümanların çoğu muhtaç duruma düştü  Çünkü onlardan, hicret ederken mallarını, evlerini, tüm servetlerini terkedenler vardı
Allah'ın dinini hakim kılmak ve kafirlerin saltanatına son vermek için müslüman bir topluluk oluştururken, muhakkak maddi kaynaklara ihtiyaç duyulur  İşte o zaman zekat dışında başka harcamaların da yapılması gerekir 
--------------
Ayrıca İslam toplumunda, fertler arasındaki sosyal dayanışmayı kuvvetlendirmek için de zekat dışında harcamalar yapılması gerekir 
Allah yolunda, zekat dışında yapılan harcamalar öncelikle, İslam toplumunu meydana getiren birimlerin en küçüğü olan ailedeki fertler içinde yapılmalıdır  Rasulullah (s a s) de hadislerinde buna işaret etmektedir 
Örneğin; eğer kadın varlıklı ise ve tasaddukta da bulunmak istiyorsa, bakmakla sorumlu olmadığı halde ilk olarak kocası ve çocukları için harcama yapmalıdır  Çünkü toplumun en küçük parçasının içinde dayanışma olursa, genelinde de olur 
Rasulullah (s a s) şöyle buyurdu:
"Ey kadınlar topluluğu! Sadaka verin! Hatta takılarınızı satarak olsa bile   "
Abdullah b  Mesud'un hanımı Zeyneb bunu duyunca Abdullah'a şöyle dedi: "Ben senin ihtiyaçlı olduğunu görüyorum  Eğer sadaka sevabı alacaksam bu sadakayı sana vermek isterim " Bunun üzerine Rasulullah'a gitti:
"Kocam ve yetim çocuklarım için harcama yapmam sadaka yerine geçer mi?" diye sordu  Rasulullah (s a s) ona şöyle cevap verdi:
"Böyle yaparsan sana iki ecir vardır: Sadaka sevabı ve akrabalara yardım etme sevabı "
Başka bir rivayette Rasulullah (s a s) ona:
"Sadaka vermek istiyorsan buna en layık olan senin kocan ve çocuklarındır " buyurdu (Tirmizi, İbni Huzeyme sahihinde)
----------------------
Sadaka verecek olan kişi önce anneye, babaya, sonra akrabaya, sonra da yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara vermelidir
Çünkü bu kimseler ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, onlar da İslam toplumunun birer ferdidirler  Hatta anne baba olsa bile    Zaten fıtraten anaya, babaya ve yakın akrabalara sadaka vermek insanın hoşuna giden bir ameldir
İşte ancak böyle yapılırsa İslam toplumunun fertleri arasında dayanışma sağlanır 
Rasulullah (s a s) şöyle buyurdu:
"Veren el (alan elden) üstündür  Sadaka vermek ister-sen önce annene, sonra babana, sonra kızkardeşine, sonra erkek kardeşine, sonra sana en yakın olanlara ver " (Nesei, Ahmed, Dare Kutni)
"Hayır olarak ne yaparsanız Allah onu bilir "
Allah için yaptığınız her hayrı Allah bilir ve muhakkak onun karşılığını size verecektir  Yeter ki niyetiniz Allah'ın rızasını kazanmak olsun   
"Ve sana (Allah yolunda) ne infak edeceklerini de soruyorlar  De ki: Nefsinizin ve ailenizin ihtiyaçlarından artanı harcayın!"
Rasulullah (s a s) şöyle buyurdu:
"Sadaka vermeye önce nefsinden başla! Sonra ailene (hanimina ve çocuklarina), sonra akrabalarina, kalirsa o zaman şuna şuna ver !" (Müslim)
Bazı alimler bu ayetin zekat ayetiyle nesholunduğunu söylemişlerdir  Fakat, bu ayet zekat ayetiyle nesholunmamıştır  ve zekat dışında infakta bulunmayı tavsiye eden ayetlerdendir 
"Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle açik-liyor "
İşte Allah (c c) hükümlerini bu şekilde apaçık bildiriyor ki, insanlar dünyayı ve ahireti iyice düşünsünler  Çünkü asıl kalınacak yurt, dünya değil ahirettir  Dünya sadece bir imtihan alanıdır  Burada imtahanı kazanan ahirette de kazançlı çıkar  Eğer amaç ahireti kazanmaksa, o zaman dünyada, Allah'ın emrettiği ve istediği şekilde yaşanmalı, Allah için harcama yapılmalıdır  Dünyada yapılan harcama, kişiye her ne kadar maldan eksilme gibi gözükse de, ahirette karşılığı kat kat verilecektir 
Ey insan, işte dünya! Sonunda yok olacaktır  Ahiret ise hesap yeridir ve sonsuza kadar kalıcıdır  Öyleyse düşün ve yaşamını buna göre düzenle!
İşte Allah (cc) ayetlerini böyle açıklıyor!

İslamda İyiliği emredip kötülüğü yasaklamak
“Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele.” (Tevbe Suresi, [9:112])

Gece uykusu
*Her kim,yatağına uzanır ve Allah’ı zikretmeden uyursa,Allah2tan ona bir günah ve bir vebal vardur.(Nesai)
Uykudan önce okunacak dualar
*Okunuşu: "Bismike Allahumme emutu ve ehya."
Anlamı: "Senin adını anarak ölür ve dirilirim (uyur ve uyanırım) Allahım!" (Buhari, Deavat: 7)

İslamda ziyaret
*İslam'da hasta ziyareti sünnettir.hasta ziyaret edilirken şu hususlara dikkat edilir:

(1) hastanın yanında uzun süre kalınmamalıdır.

(2) hastayı üzecek,yoracaksöz ve davranışlardan şiddetle sakınılır.

(3) ona ümit verilir. hastalığın tehlikelerinden şifa bulmazlığından ve ıstıraplarından bahsedilmez.

(4) hastaya şifa aytelerive Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in yaptığı dualar okunur.

(5) hasta ölüm halinde is, Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet ile telkinde bulunulur.ancak, hastaya '' sen de söyle'' diye zorlanmaz.

Dargınlık
*"Bir kişinin kardeşini üç günden fazla küs bırakması helâl değildir. İki mümin karşılaştıkları zaman birisi yüzünü şu tarafa, öbürü öte tarafa çevirir. Halbuki bu iki mü'minin hayırlısı önce selâm vermeye başlayandır." (Tecrid-i Sarih Tercemesi, XII 145)


Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #2 : Nisan 17, 2009, 22:34:57 »
  • « Son Düzenleme: Nisan 17, 2009, 23:01:42 Gönderen: LaDy »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...
  • öLümün ve Aşkın Karşısında İnsan Ne Kadar Güçsüz Ne Kadar Çaresiz...
  • Gelişen Mevzucu
  • ***
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 266
    Konu: 16
    Nerden: izmir
    ReP GüCü : +585/-3
    Cinsiyet: Bay
    !.....GöNüL HeCeSi.....!
    Profili Görüntüle E-Posta
    Çevrimdışı

cok ıyı bır konuya degınmıssın...

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #3 : Nisan 17, 2009, 23:31:50 »
Gecenin Ardında Bir Işık oLsa,
Bu Yürek TutuLması Bir Son BuLsa..!
  • Gökyüzü Kadar Sonsuz..
  • Administrator
  • ********
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 3.593
    Konu: 1095
    Nerden: İstanbul
    ReP GüCü : +10210/-0
    Cinsiyet: Bayan
    ♂ + ♀ = ♥
    Profili Görüntüle
    Çevrimdışı

Emegine saglık Özlem..Güzel bir konu Herkes dinini İnancını Unutmamalı.Allah dogru yoldan ayırmasın..

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #4 : Nisan 18, 2009, 00:02:25 »

 ☻/
/▌
/ \

ßâk ßâk Yukârıdâ  •̬●)

İstesen de,
İstemmesen de
Canın çeker beni
Her Nefess'te..

Test EdiLdi, OnayLandı..
% 1oo KuSurSuz
  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı

Amin canım . Rahman razı olsun

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #5 : Nisan 18, 2009, 16:15:58 »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...
  • Seni Çok Seviyorum
  • Radministrator
  • *********
  • Etkinlik
    100%
    İleti: 7.975
    Konu: 4490
    Nerden: İstanbul
    ReP GüCü : +17736/-0
    Cinsiyet: Bay
    Büyük Aşk Sensin
      MSN Messenger - murat@mevzuforum.net
    Profili Görüntüle Arma TR
    Çevrimiçi

Ellerine Sağlık Özlem  :)

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #6 : Nisan 18, 2009, 19:05:40 »




Hani fani bu hayat ümit bağlayamam
Olmadı diye oturup ağlayamam
Gönlü geniş olan sükutu öğrensin
Sevgimi yok yere ele bağlayamam

Gelir mi diye hayallere sığınamam.
Kemale eren kendinden versin
Sevdim, kaç kere bilemem
Yaşadım, yok inkar edemem

Bıktım, senle baş edemem ben
Zaman öyle de geçiyor hayat böyle de bitiyor
Ama umudum cennetten ben dalkavuk olanı hizaya getiremem
Sorma bana ben görünmezi göremem


Merak eden kendine yönelsin
Boş yere kimseyi oyalayıp üzemem
Geçici şeylere heves edip üzülemem
Fikrim, hevesimi alt etsinsevdim, kaç kere bilemem

Yaşadım, yok inkar edemembıktım, senle baş edemem ben
Zaman öyle de geçiyor hayat böyle de bitiyor
Aman umudum cennetten

Ben gözü görmeyene resim gösteremem
Değerimi bilmeze değeri öğretemem

O önce,  haddini öğrensin

Biten sevgiye imrenip özenemem
Boş sözü duyup düstur edinememeden, kendine ah etsin
Bildim lakin söylemem gördüm ama izah edemem

Dünya, senle baş edemem ben zaman öyle de geçiyor
Hayat böyle de bitiyore bitsin, umudum cennettensevdim, kaç kere bilemem
Yaşadım, yok inkar edemem
Bıktım, senle baş edemem ben

Zaman öyle de geçiyor hayat böyle de bitiyor Ama Umudum Cennetten


Eski Hız

Yeni Hız


Türkiyede Bu Kadar

  • Türk_kızı
  • Usta Mevzucu
  • ******
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 2.615
    Konu: 768
    ReP GüCü : +7485/-6
    Cinsiyet: Bayan
    Profili Görüntüle MevZuFoRuMmM..!!
    Çevrimdışı

Rica ederim murat :)

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #7 : Nisan 22, 2009, 20:22:38 »
Kimsesiz çocukları ,Sokak çocuklarını ve Huzur evi sakinlerini UNUTMAYALIM

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
 



Yıllar var ki yalın günde
Nice yollar arşınladım
Adım adım, adım adım.
Kaldım toz toprak içinde
Yürümekten usanmadım
Sarıldım hayata kalpten
Ümidi kesmedim asla
Aydın aydın gelecekten.

Yandım bazen susuzluktan
Cayır cayır yandım durdum
Söz açmadım öz derdimden
Ellerin halini sordum.
Ve istemedim kimseden
İçmek için bir damla su,
İçimden aslan kesildi
Boyun eğmemek duygusu...

Yürüdüm ben bağrı yanık
Yokuşlu uzun yollardan
İlham aldım insanlardan
Olduk hayallere tanık.
Şimdi ateş var kanımda
Benim alevim bundandır
Duyun insan kardeşlerim
Yaratan insan insandır.

Ter kokusunu da sevdim
Menekşe kokusu kadar.
Bütün hünerli ellere
Kalbimde engin sevgim var.
Bu sevgidedir ümidim
Korkmam gayrı kurttan kuştan
Dünyaya gelmiş gibiyim
Yeni baştan
Yeni baştan...
  • öLümün ve Aşkın Karşısında İnsan Ne Kadar Güçsüz Ne Kadar Çaresiz...
  • Gelişen Mevzucu
  • ***
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 266
    Konu: 16
    Nerden: izmir
    ReP GüCü : +585/-3
    Cinsiyet: Bay
    !.....GöNüL HeCeSi.....!
    Profili Görüntüle E-Posta
    Çevrimdışı

Linkleri Görebilmek Için Kayit Olun  Yada  Giris Yapin
Emegine saglık Özlem..Güzel bir konu Herkes dinini İnancını Unutmamalı.Allah dogru yoldan ayırmasın..

amın amın..

  • Okunma sayısı 498 defa
  •  Mevzu Sohbet Odası
  • « Yanıtla #8 : Mayıs 13, 2009, 00:10:13 »
Gecenin Ardında Bir Işık oLsa,
Bu Yürek TutuLması Bir Son BuLsa..!
 

GoogleTagged


Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
458 Gösterim
Son İleti Nisan 07, 2007, 10:13:19
Gönderen: cinayet
2 Yanıt
432 Gösterim
Son İleti Ağustos 06, 2007, 18:10:03
Gönderen: cem258_uA
0 Yanıt
362 Gösterim
Son İleti Ekim 05, 2007, 15:36:15
Gönderen: hayalet404
0 Yanıt
90 Gösterim
Son İleti Mart 11, 2009, 21:39:32
Gönderen: Mevzu Haberci
0 Yanıt
127 Gösterim
Son İleti Mart 16, 2009, 19:23:27
Gönderen: Mevzu Haberci
1 Yanıt
310 Gösterim
Son İleti Nisan 06, 2009, 10:57:12
Gönderen: ApAcHe
1 Yanıt
272 Gösterim
Son İleti Nisan 15, 2009, 21:03:33
Gönderen: LaDy
3 Yanıt
322 Gösterim
Son İleti Ağustos 06, 2009, 00:31:38
Gönderen: RapidShare®
0 Yanıt
169 Gösterim
Son İleti Ağustos 07, 2009, 17:43:34
Gönderen: glorious
0 Yanıt
121 Gösterim
Son İleti Ocak 07, 2011, 12:26:48
Gönderen: Bу_T є T i K


   
 

Forum Arma TÜRKİYE Begendiniz mi?

Sadece bir tiklama ile bunu gösterebilirsiniz.

 
 

Desteginiz için tesekkür ederiz!