Merhaba Sayin Ziyaretçi
Mayıs 26, 2012, 02:08:26

 Merhaba, Ziyaretçi Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.

Onemli Duyuru Lütfen Okuyunuz:

Sevgili Arkadaslar Mevzu Forum Olarak; Yeni Adresime Kurulmus ve Veri Kaybi Olmadan Tasima Islemimizi Yapmis Bulunmaktayiz. Bu Yapilan Çalisma Süreci Içindeki Sabriniza Alakaniza Sonsuz Tesekkür Ederiz..




Konu Ilgili Soru ve Fikirlerinizi
http://www.armatr.com/duyurular-ve-mevzu%27nun-kurallari/isim-degisikligi/ Basligi Altinda Bizlere Iletebilirsiniz..


Tesekkür Eder Iyi Forumlar Dilerim Saygilarimla By_TeTiK

Etiketler
Sokak çocuğu

Gönderen Konu: Sokak çocuğu  (Okunma sayısı 1138 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Acemi Mevzucu
  • **
  • Etkinlik
    0%
    İleti: 18
    Konu: 17
    ReP GüCü : +71/-0
    Cinsiyet: Bay
    Profili Görüntüle E-Posta
    Çevrimdışı




          SOKAK ÇOCUĞU

        Can, arkadaşı Mustafa'nın dükkanına  ayda bir de olsa uğradığında Cengiz'i anarlar, eski günleri yadederler, has-retlik giderirlerdi.  Nede olsa okulda üç sene beraber oku-muşlardı. O günde Can Mustafa’nın dükkanına uğradığında Mustafa’nın :
       ” -Tam zamanında geldin. Akşama doğru  Cengiz bana muhakkak uğrar” dediğinde, Can’ın da Cengiz’le  karşılaşıp da unutamadığı o an  geldi gözlerinin önüne.
       Cengiz’in anlattıkları Can’a hala dün gibi  geliyordu. Aradan neredeyse  beş  sene geçmişti. Gözlerini  bir nokta-ya  dikmiş   öylece  boş  bir  noktaya  bakarken  Mustafanın:
     “ -Hoş geldin. Çay mı içersin, kahve mi?” dediğini kulak-ları hiç duymuyordu.
Şimdi beş sene öncesinden bir yerlerdeydi. Nereler-deydi, hangi alemlerdeydi? Mustafa'nın dükkanında Cen-giz'le tanışması bir sinema şeridi gibi geçti gözlerinin önün-den. Babası gibi duruyordu Cengiz  Canı'n yanında. Oysa sanat okulunu beraber okumuşlardı. Uzun boylu, yeşil göz-leri, kaşlarına değen uzun kirpikleriyle, hemen, hemen sını-fın en yakışıklı delikanlısıydı Cengiz.           
       Can’ın düşünde; daha  Cengizi tanımadan  ‘Mustafa'-nın yanında kamburu çıkmış, yaşlı bir adam daha vardı. Mustafa’dan sonra o adamla da tokalaşmıştı. Sanki bir yer-lerden tanıyormuş gibiydi. Gözleri hiç değişmemiş yeşil, beyaz sakalları çıkmış, avurtları içeri çökük bu adamda kimdi acaba?’ diye  düşündü.
       ‘Mustafa'nın halini hatırını sorduktan sonra; sıra o adama gelmişti. Hem kim olduğunu öğrenecek, birazda içindeki merakını giderecekti.’ Yaşlı adama dönerek:
       “-Nasılsın amca? Bana gücenmeyesin hatırımı sorma-dın diye ”dedi. Mustafa da lafa karışıp:
       “ -Ne amcası olum bu bizim Cengiz” dedi.  Sonra da Cengiz'e dönerek:
      “ -Bu bizim okuldan Can” dedi. Can:
      ”-Vaaay! Cengiz  valla  bilmiyodum, kusura bakma” dedi  Cengiz’e  ve devamla:
      “ -N'olmuşsun olum sen böyle? Çökmüşsün” dedikten sonra Can’la  Cengiz tekrar kucaklaşmışlardı.
      Can düşünür içinden; 'bizimkisi  amca yeğenin kucak-laşması gibiydi' der. Elleri titreyen, yalnız yanlarda beyaz-laşmış saçları kalmış tepesi kel bu kişi Cengiz olabilir miy-di?' diye, Can bakakalmıştı. Gözünde gözlük, sanki sekse-ninde yaşlı bir ihtiyar duruyordu yanlarında. Cengiz derin-den bir  'offf!..' çekti ve Can’a başladı hayat hikayesini an-latmaya:
       " -Sene  1958  aradan 42 sene geçmiş. Evde  annemin bir şeye ihtiyacı oldu ve beni teyzeme yolladı. Genciz daha onyedi yaşında. Mamak  nere, Gülveren nere? Bende  tey-zeme gitmişken  bizim  bir  akrabanın oğlu olan akranım  Sami’yi bir göreyim’ dedim. Saminin  evleri teyzemin  evle-rine yakın olduğundan teyzeme  sık sık uğrar  halını hatırını  sorar sonrada  ‘Cengiz  gelmiyormu göremiyorum  epeyden  beri gelirse  gökrüşelim  ben kahvedeyim’  deyip   gidermiş. İşte o günde  Teyzeme sordum
       “-Sami’yi, nerelerde bulabilirim’ diye, Teyzemde: 
       "-Nerede olacak, gözü çıkmayasıca kahvededir." Dedi.  Ben teyzemi çok severim. Az mı çekti bizim  kahrımızı. Ben  Sami ile  teyzemin evinde her buluştuğumuzda, teyzem bize mezemizi hazırlar, beraber içerdik.”
        Ben hemen kahvenin yolunu tuttum. Baktım Sami ve arkadaşları bir masanın etrafında oturmuşlar, kağıt oynu-yorlardı. Selam verdim. Sami:
       “ -Bizim teyze oğlu “dedi, arkadaşlarına. Arkadaşları da:
       “ -Hoş geldin birader” dediler. Sami yanına boş bir sandalye çekerek bana:
       “ -Otur hele şuraya”  dedi,  ben oturdum:
       ” -Eeee! ne  var, ne yok?” Sami bir taraftan oyun oy-narken, bir taraftan da  benim  halimi hatırımı sormakta,  benimle  sohbet etmekteydi. Bu arada Sami'nin yanındaki arkadaşı Sami’ye bir sigara uzattı, Sami bir nefes çekti  ve  sigarayı  bana uzatarak:
       “  -Bir nefeste sen çek bakalım teyze oğlu" dedi. Ben ki; sigara içmeyen insan, nasıl reddetmemişim hayret. Ba-şımda bir dayım var ki mümkün mü  evde, okulda, sigara içeceğim, kötü bir şey yapacağım. Bizleri evde okul da takip ettirir, sonra da bize;  ‘Bugün şunu yapmışsınız, filanca kişiyle konuşmuşsunuz, ben size o arkadaşınızla konuşma-yın demedim mi?’ diye, akşam olunca ayrıca bizden hesap sorardı.
        Ben bu dayı baskısına rağmen, bana uzatılan sigar-dan bir nefes  çekip, yanımdakine verdim.  Bende bir öksü-rük  başladı ki sormayın. Yanımdaki; kendi yanındakine, o tekrar Sami’ye,  Sami tekrar sigarayı  bana verdi. Ben  bir nefes daha çektim, tekrar bitişiğimdeki oturana verdim. Bende  öksürük  hala devam ediyordu. Masadakiler  Sami'-ye:
        ” -Teyze oğlu ilk defa içiyor herhalde” dediler, Sami:
         “ -Evet  ilk defa” dedi. Hep beraber:
         “ -O da alışır dediler”  Ben hem öksürüyorum, hem de kahvenin tavanı başımda dönüyordu  sanki. O bir nefes ne biçim etmişti beni. Kimseye çaktırmakta istemiyorum. Bulut-lar arasındayım. Sigaranın üçüncü tur dolanmasındaki  geçen zamana kadar hayatımda böyle biran yaşamadım sanki. Büyük bir boşluğun içindeyim. Ama arkadaşların benim gibi olmadığından eminim. Çünkü onların bünyeleri buna alışık. Usulca Sami’ye:
        “  -Ben bir tuhaf oldum arkadaş” dedim. Sami de:
        “ –Nasıl, hoşuna gitti mi? “ dedi. Ben cevap vermeden dolanan sigaradan, bir nefes daha çekip, masadan kalktım. Tüm masadakilere:
       “ -Haydi bana müsaade ben gidiyorum” dedim. Sonra sendeleyerek kalktım sandalyeden. Sanki  ayaklarım yere basmıyordu. Oturanların peşimden gülmelerini duyar gibi oldum bir ara.
         Yerler içeri içeri gidip kayboluyordu sanki. Ben çukura basıyorum, yokuş aşağı  gidiyorum, koşuyor ve ayakta sal-lanıyordum. Bana birşeyler oluyor anlamıyordum. En ufak bir su birikintisi gözlerimin önün de göl gibi oluyordu. Daha önceleri ayda, yılda bir gördüğüm teyze oğlunu, artık sık sık ziyaret eder olmuştum. Her defasında onların halkalarından biri oluyordum. Okulu yarım bıraktığımda ayrıldım sizler-den.
         Arkadaş babam, Mamak'ın  en zengin ailelerinden biriydi. Sigara, esrar, eroin, hap hepsini kullandım. Baba-mın mallarını satıp savdım. Anlayacaan her yol oldu bende. En çok da ailemden ayrıldığım koydu bana. Az mı yalvardı karım, çocuklarım. Az mı sokaktan aldılar gece yarıları  beni eve. Bakırköy’e yatırdılar,hacıya, hocaya götürdüler. Her tarafa kucak dolusu paralar harcadılar. Üstelik benim despotça davranışlarım, her şeyin tuzu biberi oldu.  ‘Hayrı ve şerri veren yüce Tanrı'm benim böyle şer işlerimde ira-demi de kendi yönetseydi ya. Her şey tanrıdan geliyordu da  bizim kabahatimiz neydi acaba? Nerede benim hata yap-mama engel olamadı yüce Rabb'im.  Madem ki daha ben doğmadan kaderim yazılmış, neden Tanrım bana gerçekleri göstererek  kaderimi değiştirmemiş’  diye Tanrıya  sitemde  bulunuyordum.”
     Cengiz bunları anlatırken bir taraftan da gözlerinden akan yaşları siliyordu.
Can Mustafanın  getirdiği  çayı  yudumlarken  bir taraftanda  beş  sene  öncesini   böyle  anımsıyor, Cengizi düşünüyordu. İşte  tamda  böyle  bir  anda   bir  telaşla     dükkandan içeri girmişti  Cengiz bir  şeyler mırıldanarak. Üstü başı toz içindeydi. Dükkandaki masanın  önündeki  boş  sandalyelerden  birine  oturdu  selam  vererek.
Can gördüğü düşten irkilerek kendine geldi. Oturdu-ğu sandalyeden kalkarak  Cengiz'e:
      “ -Hoş geldin, ben de seni düşünüyordum, bana  hayat hikayeni anlatıyordun. Bu dükkanda tanıştığımız gün anlat-tığın hatyat hikayeni... Vay be neler yaşamışsın arkadaş!” dedi Can Cengiz’e.
       Artık içtiği her şey dokunuyordu Cengiz’e. Atmışiki ya-şındaydılar, aynı akrandılar ama Cengiz kamburu çıkmış, yaşlı bir ihtiyardı sanki. Hayatın her türlü rezilliğini tatmış biri olarak; şimdi arkadaşlarıyla beraberdi. Oturup sohbet ediyorlardı.
Can  Cengiz'e:
       " -Ayrıldığın eşin, çocukların ne yapıyor, görüyor mu-sun onları?” dedi, Cengiz de:
       ” -Bir oğlum bir kızım var. Ama görsem tanımam, ko-caman olmuşlardır, zaten geç evlendim. Kim bilir oğlan onaltısında vardır, kız evlenmiş çoluk çocuğa karışmıştır belki de. " deyip gözleri dalar, dükkana gelmeden önceki olay aklına gelir.
        Cengiz arkadaşı  Mustafa'nın dükkanına gelmeden önce;  yolda  bir zamanlar  kendi kullandığı terkedilmiş, bir gecekonduda, tiner çeken  çocukları görmüş, onların kav-gasını ayırmaya çalışmıştı. Tinercilerden biri:
        “ -(Edit By_Mevzuforum :yasak kelime belirlendi Lütfen Kuralları Okuyunuz) şu moruğa bak kendisi ayakta duramıyo! Bize  ‘tiner içmeyin’ diye kızıyor, bizi dövmeye kalkıyor”  dediğin-de tiner çeken çocuklardan biri  Arkadaşına:
        “ -Doğru söylüyorsun" deyip  kendi kavgalarını bırak-mışlar, hep beraber  Cengiz'in üzerine yürümüşler,  bir gü-zel dövmüşlerdi Cengiz’i. Üstübaşı toz içersinde  kalmıştı  Cengiz'in. Üstünü silkerek dükkana geldiğinde bir taraftan da söyleniyordu:
       “ -Veletler, bacak kadarlar, tiner içiyorlar. Bunların  anası babası yok mu ki?  Abi, baksınlar, beni görsünler de adam olsunlar.  Değil mi  Mustafa abi?” dediğinde Mustafa kapıdan giren üstü başı toz içerisinde kalan Cengiz’e:
      “ –Haklısın Cengiz! Hoş geldin” dedikten sonra Can sormuştu. Cengiz, Can’ın sorularını cevapladıktan  sonra, dalan gözlerini açık kapıdan içeri giren bir çocuğa çevirmiş-ti:
Çocuk  dükkanın  sahibi  Mustafaya:
      " -Amca bir bali verir misin?" der  Mustafa:
      " -Napacaan oolum Baliyi?  Bu yaşta ben size  kaç defa  bu mereti kullanmayın demedim mi?”
      Hep itelenen, kakalanan çocuk iyice sırnaşık olmuş söylenen hiçbir söze aldırmadan, hala:
      "  -N'olursun amca bu son, bi daha gelmem vallaha" 
  deyip adeta yalvarıyordu ki. Can söze  girer
      " -Tamam ben vereceğim,  söz” der. Can:
      “ -Hele bir otur bakayım yanıma.” Der çocuğa. Çocuk bir sandalyeye oturur. Can:
      “ -ilkokulu bitirdin mi sen?" der, çocuk:
      " -Bitirdim.”
      " -Kaç yaşındasın şimdi?”
      " -Onyedi.”
      “ -Adın ne  bakayım?”
      “ -Zafer.”
      “ - Olum senin anan baban yok mu ?”
      " -Yok, ben ufakken anamdan ayrılmışlar, üvey baba da ne kadar bakar, baba olur insana?”
      " -Babanın adı ne bakim senin?” Çocuk  biraz duraksar  sonrada:
      " -Cengiz'miş  der. Cengiz, pür dikkat kesilir sonrada bir hamlede  sandalyeden kalkıp çocuğun kolundan yakalar:
       “ -Ananın adı ne senin?”
       “ -Kamile”
       “ -Senin bir ablan var” mı?"
        “ –Var.”
        “ -Adı  Serpil mi”? Bu sefer çocuk meraklanmıştır;  ablasının adını bilen ‘bu adam’ kimdir? Arkadaşları da böy-le bir olayla ilk defa karşılaşıyorlar olmalı ki,  hepside me-rakla ve dikkatle konuşmayı  izlerler. Cengiz elindeki siga-rayı kültablasına bastırarak söndürür ve iki yana kollarını açarak çocuğu kucaklayıp:
       “ -Oğlum benim. Zafer’im”  deyip çocuğu bağrına ba-sar, adeta kenetlenmiştir. Hıçkırıklar içinde Ağlamaktadır.
       İki çocuğunu da yanına alıp evini terk eden karısı Ka-mile’yi ve çocuklarını yıllardır görememişti. Şimdi karşısın-da duran seneler önceki  kendi gençliğidir sanki. Çocuk  afallamış, Cengiz'in:
       “ -Ben senin babanım oğlum, sende sarıl bana,  sene-ler önce  annen terketti  beni, sizleri de yanına alarak. Şü-kür tanrıya! Seni bırakmam  artık” deyip, başından geçen olayları çocuğa anlatırken; hiç tepki göstermeden öylece kalakalmıştı çocuk. Babasına dönerek:
        “ -İlkokuldan sonra okuyamadım. Ne üvey  babam aldı beni evine, ne de evli ablam. Kimi zaman tren istasyonun-da, Şimdi  yıkık bir  gecekonduda  bazende   yarım kalan  inşaatta yatıyoz arkadaşlarla.”
          Çok değil yarım saat önce; bu tinerci çocukların ar-kadaşlarından dayak yememiş miydi Cengiz. Kendisini dö-venlerden biride oğlu değil miydi?
          Cengiz'in yalvarmaları sonuç vermedi. Çocuk ağlı-yordu. Kolunu  Cengiz’in elinden kurtarmak için kendisini geriye çekip, bir sağa, bir sola  hamleler yapıyordu. Cengiz:
        " -Olum benimle  gel! Bırak arkadaşlarını."  Zafer:
        " -Gelmem seninle" diyor.
         Cengiz ölüme mahkum hastalar gibi git gide umudu-nun tükendiğini anlıyor, kafasından başka şeyler düşünme-ye zorluyordu kendini .
           Yıllar sonra oğluna kavuşmuştu, ne demekti bu. Ay-yaşta olsa  bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Sonra çocuğuna dönüp:
          “ -Bak söz! Sen bali çekmeyi bırak, buradaki amcala-rın  ve ben  sana yardımcı  olacağız. Üstünü ,başını alacak-lar. Karnını doyuracaklar senin. Ama sende bali kullanmıyacan tamam mı”  der, Cengiz. Çocukta:
          “ -Tamam amca” demişti.Cengiz çocuğu bıraktığında, Çocuk koşar adımlarla  dükkanın dışında kendisini bekle-yen arkadaşlarının yanına varıp hep beraber koşarak uzak-laştılar oradan. Cengiz bakakalmıştı kaçan çocuğunun pe-şinden.
          Kimbilir başka bir dükkandan bally almak için şansla-rını deneyeceklerdi. Alkol bağımlısı olmuş Cengiz’in, bally bağımlısı olmuş oğlundan hiçbir farkı yoktu. Cengiz  tek çocuğu  bally çekmesin diye  birçok vaatlerde bulunmuştu. Oysa Cengiz’e de içkiyi bırakması için; hayatı boyunca sevdikleri kişiler  vaatlerde bulunmamışlar mıydı?
          Can’da artık dönüşü olmayan bu yoldaki Cengiz'e  bir ‘Çubuk Şarabı’yla, iki pakette sigara’ alıp verir.
          Çocuk için yapılacak ne vardı o an. Bir şey düşüne-mez Can.
          Mustafa da bir kalıp beyaz peynirle, bir ekmek alıp vermişti Cengiz'e.
          Cengiz   dükkandan ayrılırken Can da amca dediği  çocukluk arkadaşının peşinden bakakalmıştı.
          Şimdi hep başkalarının yardımıyla yaşayan Cengiz gibi, sokak  çocuklarının sonu da aynı olmayacak mıydı?    Cengiz bu yaşa kadar hayatta kalmayı başarmıştı, ya onlar! Hayatta  kalmayı başara bilecekler miydi?
          Can nerede Cengiz'i görse; sokak çocuklarını, nere-de sokak çocuklarını görse; Cengiz'i  hatırlıyordu.


Ahmet  Canbaba

  • Okunma sayısı 1138 defa
  •  Romantik Hikayeler ve Yazılarınız
  • « : Ağustos 14, 2008, 12:45:17 »
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
7 Yanıt
1083 Gösterim
Son İleti Ağustos 29, 2008, 20:48:09
Gönderen: zumarik
2 Yanıt
556 Gösterim
Son İleti Nisan 30, 2008, 18:23:04
Gönderen: Cankancı Kız
0 Yanıt
176 Gösterim
Son İleti Kasım 25, 2008, 17:28:30
Gönderen: Mevzu Haberci
0 Yanıt
155 Gösterim
Son İleti Mart 21, 2009, 13:18:51
Gönderen: Mevzu Haberci
0 Yanıt
141 Gösterim
Son İleti Mart 21, 2009, 13:19:13
Gönderen: Mevzu Haberci
1 Yanıt
819 Gösterim
Son İleti Haziran 03, 2009, 15:17:07
Gönderen: ÜmiT-Kadrİ
Sokak lambası değil, ağaç!

Başlatan Mevzu Haberci Teknoloji

0 Yanıt
101 Gösterim
Son İleti Kasım 16, 2010, 09:20:57
Gönderen: Mevzu Haberci
0 Yanıt
27 Gösterim
Son İleti Şubat 05, 2012, 11:32:19
Gönderen: Raider
0 Yanıt
33 Gösterim
Son İleti Şubat 12, 2012, 03:37:47
Gönderen: Raider
0 Yanıt
22 Gösterim
Son İleti Şubat 18, 2012, 11:20:00
Gönderen: hanniballl


   
 

Forum Arma TÜRKİYE Begendiniz mi?

Sadece bir tiklama ile bunu gösterebilirsiniz.

 
 

Desteginiz için tesekkür ederiz!